Bir önceki giriş yazımızda ilk insanın yaratılış sürecinin başlangıcından, kendisine verilen birtakım ayırıcı yaratılış özelliklerden bahsetmiş, bu doğrultuda ilk imtihan oluşu, yani yasak ağacı konu edinmiştik. Yasak ağacın ötesindeki imtihan sistemini anlamak adına, devam eden mektuplarımızda evvelkilerin hayatından olsun yaşadığımız hayattan olsun örnekler sunarak, bu örneklere vahiy temelinden hareket etmek suretiyle yorumlar getireceğimizi belirtmiştik. Devam eden satırlarda bu amaca uygun olarak Kur'an-ı Kerim' den ayet mealleri nakledilecek ve bu ayet mealleri ışığında hadiseler yorumlanmaya, mezkur hadiselerin, toplumsal dinamikler üzerinden analizine çalışılacaktır.
İnsan, ilk ve asıl yurdu olan Cennet Yurdu' nda kendisine bahşedilen zahmetsiz ve sonsuz bir hayattan, zahmetli, sonlu ve türlü imtihanlarla dolu Sürgün Yurdu' na gönderilirken elbetteki başıboş ve amaçsız olarak bırakılmadı. (Bundan sonraki satırlarda Cennet Yurdu' ndan "asıl yurt" ; Sürgün Yurdu' nden ise "asıl olmayan yurt" olarak bahsedilecektir) Yüce Allah' ın yaratılmış varlıklar katında kendi halifesi olmaya layık gördüğü bir varlık olarak yaratmış olduğu insanı, bahşettiği asli yurdunun kadrini bilecek ve azametini kavrayacak yolları ona göstermek ve bu yolda kendisini bir an olsun kılavuzsuz bırakmamakla ona asli olmayan yurdundan çıkış yolunu gösterecekti.
“Derken Şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de: “Haydi, dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız.”
"Büyük pişmanlık duyan Âdem, Rabb'inden birtakım kelimeler öğrenip onlara göre hareket etti. Rabb'ine yalvardı. Allah da tövbesini kabul etti. Zaten O tövbeyi kabul eder, merhameti boldur."
"Dedik ki: “İnin oradan hepiniz! Artık ne zaman Ben’den size doğru yolu gösteren rehber gelir de kim ona uyarsa, onlara hiç bir korku olmayacak, hiç üzülmeyecekler de. İnkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlar ise cehennemliktirler, hem de orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara, 36-39)
Önceki yazımızda, meleklerin yeryüzünde bir halife yaratılacağı olgusuna verdikleri endişeli tepkilerini hatırlayacaksınız:
"Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. " (Bakara-30)
Meleklerin mezkur olguya yaklaşımlarının, aslında işin özüne vakıf olamadıkları ve kendilerine bu konuyla ilgili tam olarak bilme yetkisi verilmediği için Allah teala meleklerine " Ben sizin bilmediklerinizi bilirim " demiş ve Adem' e öğrettiği isimlerin bilgisini onlardan isteyerek bu gerçeği onların anlamasını sağlamıştır. İşte bu isimlerden birisi olduğuna inandığımız " tevbe " , meleklerin insan hakkında bilmedikleri ve onları işlemiş oldukları suçlardan tevbe ettikleri takdirde, eşrefi mahlûkat katına tekrar yükseltecek olan özelliklerinden olması muhtemeldir. Nitekim Adem ve eşi, Allah tarafından kendilerine öğretilen asli yurda dönüş yolunun kilometre taşı olan bu başat olgu karşısında yeniden asıl yurtlarına dönüş biletini almış, kendilerine yeryüzünde bir sürelik yaşama ve bu yaşam sürecinde varlıklarını sürdürecek geçimlikler verilmiştir. Bu süre içerisinde Allah teala, bireysel ve toplumsal süreçlere karakter kazandıracak, karşılaşılan sorunlara çözüm getirecek İlahi vahiy ile kendilerine yol göstermiştir. Elbetteki Adem ve eşinden olan evlatları da bu imtihanın birer parçası olacak ve Allah'ın yeryüzü projesi Adem ve ailesi ile birlikte hayata geçmeye başlayacaktır. Kur'an bizlere Adem aleyhisselâmın iki oğlundan ve onlarla birlikte yeryüzünde başlayan iktidar mücadelesinden bahsetmektedir. Bu mücadele İblis ile Adem' in, dolayısıyla Allah' a isyan ile itaatin mücadelesi olarak ortaya çıkacaktır. 'Yeryüzün ilk sakinleri' aslında insanlığın vaktini Allah tealanın belirlediği bir süreye kadar devam edecek olan imtihanın ilk muhataplarıydı. Habil, halim selim, yumuşak başlı, yüce gönüllü, kalbinde kötü hasletler barındırmayan, Adem 'in (a.s) kendisinden razı olduğu, salih bir evlattı. Kabil ise, kardeşinin bu özellikleri sebebiyle onu kıskanan, içinden ona karşı sürekli olarak kin ve nefret duyan, kibirli, kendisini üstün gören, kalbi kötü duygularla kaplanmış, fena bir kişiliğe sahipti. Babasının Habil' i sevmesini kıskanıyor, tıpkı İblis in Adem hakkında iddia ettiği gibi, Kabil' de kendisinin daha hayırlı birisi olduğunu iddia ediyordu. O, Habil’ in bu meziyetlerinin aslında takva temelli olduğunu göremiyor, babasının Habil' i diğer evlatlarından ayırdığını, onu üstün gördüğünü düşünerek, hem Habil'e hem de babasına öfke duyuyordu. Oysa kendisi de takva sahibi olarak hem Allah'a hem de babasına sevimli olabilirdi. Ancak Kabil bunun yerine kardeşini kıskanmak, ona karşı olumsuz duygular beslemek, onu kendisine rakip görmek suretiyle alt edilmesi gereken bir düşman olarak algılıyordu. Bunu defahatle ortaya koyacak birtakım fiiliyatlarda da bulundu. Aşağıdaki ayetlerde bu durumun nasıl bir neticeye vardığı beyan edilmiştir:
27 - Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine):" Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder".
28 - "Allah'a yemin ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım.
29 - "Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur".
30 - Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.
31 - Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan oldu.
Mezkur ayetlerde Kabil'in kardeşine olan kıskançlık duygusunun kendisini nasıl bir hataya sürüklediğini görmüş olduk. Buradan çıkarılacak birçok dersler ve alınacak ibretler olduğu kanaatindeyiz.
Bir tarafta peygamber bir baba, diğer tarafta peygamber bir babanın iki oğlu.. Ve temsil edilen iki taraf.. Zulüm ve Adalet. Zulüm, yaratılış amacının dışına çıkarak, sırf dünyevi ihtiraslara, sonsuz iştihalara kapılmak suretiyle eşrefi mahlûkat katından, esfele safilin derekesine baş aşağı yuvarlanmasına sebep olacak yasak ağaca uzanan bir el.... Zulüm, sırf dış görünümü ve hased duygusuyla beslenen öne çıkma isteğinin peşinden koşarak, yeryüzünün halifesi olmak yerine , yeryüzünün ifsad edicisi olmayı tercih etmek.. Zulüm, sahip olduğu meziyetleri kendinden menkul saymak suretiyle, yaratıcısını unutarak müstekbirleşmek ve azgınlığını artırmak suretiyle kınanan ve yerilenlerden olmak.. Yani İblisleşmek, şeytani tavıra bürünmek.
Adalet; kendisine Allah 'ın bilipte meleklerin bilgisinin olmadığı o üstün meziyetler verilen, bu meziyetlerin ortaya koyduğu güzel hasletleri kendisinde barındıran ve eşrefi mahlûkat katına yükselten, yasak ağaca uzanmayan bir el.. Adalet; takvasını kendisine örtü yapan, iyi niyet ve duygularla bezenmiş bir kalple insanlar arasında iyiliği ve güzelliği yaymaya çalışan olmak.. Adalet; Allah'ı bilmek, O'na iman etmek ve kendisine yüklemiş olduğu Halifelik misyonuna sahip çıkarak, yeryüzünü imar etmek..
İşte tasnif edilen tüm bu farklı özellikler, iki zıt kimliği ortaya koymaktadır. Birisi Adem' in, diğeri ise İblis'in hal ve tutumlarını kendisinde barındıran iki zıt kimlik.. Daha imtihan sahnesine çıkan ilk insanın evlatları arasında başlamış olan bu iktidar mücadelesi, varoluş sahnesinin bu ilk sakinleri, aslında kıyamete dek sürecek olan hakimiyet savaşının ilk canlı örneği olmuştur. Habil, bu savaşta hak ve adaleti, aynı zamanda mazlumiyeti temsil ederken; Kabil ise haksızlığın ve zulmün temsilcisi olmayı seçmiştir. Bir tarafta nefsini arındıran ve onu temiz tutan Habil, diğer tarafta onu kirleten ve karanlığa gömen Kabil..
Yeryüzünün belki de ilk yasak meyvesi olan iktidar hırsı, daha ilk insanlar arasında dahi fitneyi körüklemiş, kardeş katline varan vahim neticelere sebep olmuştur. Oysa insan, yeryüzünü imar etmek ve Allah'ın adaletini hakim kılmak adına, kendilerine yol gösterici olarak vahiyle yolları aydınlatılırken, daha ilk imtihanında yol göstericisini arkasına atmış, imtihanını kaybetmiştir. Bunun yanında daha ilk imtihanında kazanmıştır da.. Peki bunca yaşanan acı tecrübenin hikmeti nedir? Aslında daha ilk andan itibaren kendisine yol gösterilmiş olan insan, önünü açacak, karanlığını aydınlık kılacak vahiy nurundan yüz çevirmiş, kendisine başka veli ve dostlar aramak suretiyle karanlığa gömülmüştür. Nefsini, istek ve arzularının peşine takılıp, onun aşırılıklarına uymak suretiyle tân etmiş; kendisini İblîsî tavırla ziyana uğratmıştır. Ancak Rabbi onu bu karanlıkta bırakmamış, kendisini bu şekilde ziyana uğratmasına razı gelmemiş, onu yeniden eşrefi mahlûkat katına çıkacak yolu göstermiştir. İnsan, yaratılıp başı boş bırakılmamıştır. Yüce Allah insanı yaratmayı irade buyurmuş ancak onu macera dolu bir gezintiye değil; şerefli bir gaye için yeryüzüne kendi halifesi olarak görevli tayin etmiştir. Bu imtihanda elbetteki kaybedenler olacaktır. Ancak kazananlarda olacaktır. Her Adem, kendi tercihlerinin neticesini alacak, yaptığı her işten sorguya çekilerek gerekli karşılığı görecektir. Zulmedenler zulümlerini, hayra koşanlar hayırlarını tastamam bulacaklardır. Kötülük işleyenlere tevbe kapısı ecelleri yetinceye -ölüm anı hariç- kadar açık tutulacaktır. Bu Rablerinin rahmetinin bir tecellisidir. Meleklerin bilmedikleri ancak Allah'ın bildiği, insanın faziletlerinden birisi olan tevbe gerçekleşsin, Ademoğlu saplandığı zulüm bataklığından çıkıp kurtulsun diye.. Unutmayalım ki dünya içerisinde varolan herşey bizim içindir. Tüm yaşam boyunca imtihanlarımız çeşitli şekillerde ve düzeylerde devamlı olarak kulluğumuzun sınanması adına sürecektir. Ta ki Ademoğlu kulluk yolculuğunu tamam etsin, amellerini sırtına yüklenip mahkeme-yi kübra yolunu tutsun..
Yolumuz uzun; vaktimiz kısadır. Vahiy ile yollar aydınlık ve akıbet hayırdır inşallah.
Selam, Habil'in tavrını benimseyenlerin, adalet ve merhametin hakim olduğu bir dünya için cehd edenlerin üzerine olsun.
Numan Karabudak , Mart, 2020 Kayseri
yasak ağaca uzanmayan bir el.. Adalet; takvasını kendisine örtü yapan, iyi niyet ve duygularla bezenmiş bir kalple insanlar arasında iyiliği ve güzelliği yaymaya çalışan olmak.. Adalet; Allah'ı bilmek, O'na iman etmek ve kendisine yüklemiş olduğu Halifelik misyonuna sahip çıkarak, yeryüzünü imar etmek..
YanıtlaSil.
Unutmayalım ki dünya içerisinde varolan herşey bizim içindir. Tüm yaşam boyunca imtihanlarımız çeşitli şekillerde ve düzeylerde devamlı olarak kulluğumuzun sınanması adına sürecektir. Ta ki Ademoğlu kulluk yolculuğunu tamam etsin, amellerini sırtına yüklenip mahkeme-yi kübra yolunu tutsun..
Yolumuz uzun; vaktimiz kısadır. Vahiy ile yollar aydınlık ve akıbet hayırdır inşallah.
Selam, Habil'in tavrını benimseyenlerin, adalet ve merhametin hakim olduğu bir dünya için cehd edenlerin üzerine olsun.