3 Aralık 2020 Perşembe

Sürgün Yurdu' ndan Mektuplar: Giriş

     Varlığının özüne dönük olarak her meraklı aklın ve akla bu türden soruları ilham eden,  sonlu dünyadan olmayan mücerret ruhun ürünü olabilecek soruların merkezi olan, Eşref- i Mahlûkat olgusuna bazı sorular eşliğinde bir göz atalım: Eşref- i mahlûkat olmanın sırrı bir yasak ağacın ötesinde mi saklıydı? Adem olmak bir yasak ağacın meyvesinin yenmesiyle mi tamam olacaktı? Neyi aradığını bilmeden, neyi bulacağını kestiremeden yasağa uzanan bir el, insanın eşref- i mahlûkat konumuna bir zarar verir miydi? Melekleri heyecanlandıran, İblis' in kıskançlık ve kibir duyguları içerisinde kendisinin olmasını arzu ettiği, Adem' i uzak tutabilmenin entrikalarını kurduğu o cazibesi yüksek mevki ne idi? Meleklerin kulluğun zirvesi olarak gördükleri kendi hamd ve tesbihleri, İblis ve avanesinin kendi yaratılış hamurlarıyla üstünlüğü elde tuttuklarını iddia ettikleri şeyin üzerinde olan ve Adem' e verilen o bütün ilgiyi üzerine çekecek, düşmanlığın sebebi olacak meziyet ne olabilirdi? Bu meziyet miydi insanı eşref kılan? Meleklerin kendilerinden daha şerefli bir varlık yaratılabileceği gerçeğini duyduklarında vermiş oldukları şaşkınlık ve endişe tepkisinin asıl sebebi yoksa bu muydu? İblis' in bütün derdi kendisine verilmesini arzu ettiği o yüce şerefin insan denilen varlığa verilmesi miydi? Bunca sorunun cevabını eksiklikten beri olarak verebilmek hiçbir Adem' in kudretine sığmaz, boyunu aşar, haddi de zorlar fakat Allah tealanın bizler için hidayet ölçüsü kıldığı Kur'an-ı Kerim' ine gönül veren herkes, cevabı aranan soruların işaret ettiği hakikatlere ışık tutacağı ilhamları umulur ki bulabilir. Yüce Peygamber' in (s.a.s) şahsiyetinde son kemal şeklini alan yukarıda bahsi geçen eşref olma hali, bizleri üzerinde yürüdüğümüz ucu bucağı olmadığı sanılan hayat yolunda aydınlatabilir ve eşref-i mahlûkat mevkine çıkış yollarını gösterebilir. 
" Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır." (Ahzab:21) 
mealindeki ayetin ifadesi, bizim uzun cümlelerle yorduğumuz hakikati veciz bir şekilde açıklamıştır. İşte üzerinde duracağımız 'eşref ve esfel' olmak arasındaki ince çizgiden oluşan "sürgünü" anlamak ve ötesinde duran menzile ulaşabilmek adına çıktığımız uzun yolculukta, bize rehber olacak olan yüce kitabımız  Kur'an' a ve O' nun en sahih ve Salih öğreticisi olan Rasulullah (s.a.s) efendimizi sorularımıza ilham kaynağı kılacak, sürgün yurdundan cennete bir yol nasıl çıkar, işte biz bu sorulara cevaplar arayacağız. 
     İnsan bedeni yaratılış olarak birtakım merhalelerin sonunda çeşitli şekil ve fonksiyonlara sahip organlarla beraber bir bütünü oluşturan beden halini almıştır. Bu beden, hepimizin bildiği gibi somut olarak insan dediğimiz varlığın biyolojik varlığıyla ilgilidir. Çoğu insanın zannettiği ve öyle inandığı gibi, asıl kıymetli olan bedenin şekilsel özelliği değildir. Kur'an bize insanı değerli kılan şeyin aslında insanın bedeni yani maddi varlığı olmadığını şu ayetle bildirmektedir: 
 " Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti. " (Hicr:28-29)    
Burada ifade edildiği gibi insan, öncelikli olarak birtakım yaratılış aşamaları geçirmiş ve nihayet maddi yaratılış tamam olduğunda Allah tarafından kendisine " ruh " üflenmiştir. İnsan böylece melekler tarafından saygı duyulmayı hak eden bir varlık konumuna yükseltilerek asıl anlamını kazanmış bulunmaktadır. Ve sonrasında Allah'ın (c.c) Adem’ i halife olarak tayin edeceğini bildirmesini melekler hayret ve endişe ile karşılamış, İblis ise kendisinin, kendi yaratılış malzemesinden olan soydaşlarının bu görevi daha çok hak ettiğini düşünerek Allah'ın irade buyurmuş olduğu halifelik görevi ile ilgili kararına isyan etmiş, asilerden olmuştur. Bahsi geçen süreç izleyen ayetlerin meallerinde veciz bir şekilde beyan olunmuştur: 
" Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi. " (Bakara:30) 
" Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu. " (Bakara:34) 
Adem' in kendisine verilen göreve uygun yaratılışa ve fıtrata sahip oluşunu öncesinde yalnızca Alemlerin Rabbi' nin bilmesi, melekleri böyle bir durum karşısında şaşkınlığa ve endişeye, İblis' i de Adem'e karşı kıskançlık, Allah' a karşı da büyüklenmeye sevk etmiştir. Bu durum melekler ve İblis tarafından apaçık belli olunca, melekler teslimiyet göstermiş ve saygı ile eğilmiş; İblis ise bu duruma rağmen kıskançlık ve öfke ile baş kaldırmış " ben ondan daha üstünüm " iddiasında bulunarak Alemlerin Rabbi' ne asi olmuştur. Sonrasında Adem ve eşi cennete yerleştirilmiş, kendilerine bütün nimetlerden istifade edebilme izni verilmiş, yalnızca bir ağaç.. evet o ağaca bırakın dokunmayı; yaklaşmak dahi yasak edilmişti. Allah teala Adem ve eşine orada zahmetsiz bir hayat vadetmiş, ancak onları zahmetsizliğin içerisinde belki de bütün bu nimetlerin azametini kavrasınlar, başka hiçbir karşılığa değişmesinler diye yasak ağaçla imtihan etmeyi takdir etmişti. Bir de sinsi düşmanları vardı Adem ve eşinin.. Kendisine iyiliğin yanında kötülüğünde ilham edildiği nefisleri.. 
" Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene yemin olsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. " (Şems: 7-8-9) 
Ve kendilerine apaçık bir de düşmanları olduğunu bildiren Rableri, kendilerini o sinsi düşmandan sakınmaları için uyarmıştı. Derken o sinsi düşman kendilerini Allah ile aldatmayı başardı. Aşağıdaki ayet meallerinde bu hadiseye geniş olarak yer verilmiştir.
19. "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz."
20. Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı."
21. "Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim" diye de onlara yemin etti.
22. Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab'leri onlara, "Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?" diye seslendi.
23. Dediler ki: "Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz."
24. Allah, dedi ki: "Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır."
25. Allah, dedi ki: "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız."
(A'râf: 19-25)
Ve böylece cennet yurdundan sürgün yurduna gönderilişin hikayesi başlamış oldu. Fakat Hristiyan inanışındaki gibi bu bir asli günah olmayıp; her Adem' in yaratılış hikayesini temsil eden ve bu yaratılışa uygun hazırlanmış imtihanın hakikatini tasvir eden bir örnek olarak kabul edilmelidir. Her insanın bir yasak ağacı vardır. Kim o ağaçtan uzak durursa sonunda ebedi yurduna geri dönecek ve zahmetsiz yaşamı yeniden hak edebilecektir. Gayretkeş olan ve Rabbi' nden gönderilen ilahi vahye tabi olan her Adem nihayet sürgününü tamamlayacak ve asıl yurduna dönebilecektir. Ancak bunun için varoluş sebebini anlayarak ve eşref-i mahlûkat olabilmek için yapması gerekenleri yapmak şartıyla..
       Kaleme aldığımız kısa giriş yazısından sonra önümüzdeki yazılarda nasip olursa sürgün yurdunu tanıyacak ve sürgünden çıkış yollarına hayattan bazı kesitler sunarak ve devamında yapacağımız çözümlemelerle nacizane işaret etmeye çalışacağız.
       Gayretimiz bir başlangıç olarak görülmeyi murad eder, denememizi daha da ileriye götürebilmek adına dua ve desteklerinizi her zaman memnuniyetle karşılayacağımı ifade etmek isterim.
       İnsanlığın Sürgün Yurdu' nda, selam hidayete tabi olanların üzerine olsun.
Numan Karabudak Kayseri-2020

1 yorum:

  1. Her insanın bir yasak ağacı vardır. Kim o ağaçtan uzak durursa sonunda ebedi yurduna geri dönecek ve zahmetsiz yaşamı yeniden hak edebilecektir.
    .
    Gayretimiz bir başlangıç olarak görülmeyi murad eder, denememizi daha da ileriye götürebilmek adına dua ve desteklerinizi her zaman memnuniyetle karşılayacağımı ifade etmek isterim.
    .
    Allah muvaffak etsin hocam.
    Yazılarınızın devamını bekleriz.

    YanıtlaSil

Maddi Zamandan Metafizik Zamana Geçiş

Şeyler hakkında sorduğumuz sorular ya o şeyin mahiyeti ya da anlamı hakkındadır. Mahiyete dair sorular, bir şeyin ne olduğuyla ilgili olan o...