3 Aralık 2020 Perşembe

Sürgün Yurdu'ndan Mektuplar: Karanlık Dünyanın Nur Saçan Kandilleri yahut Işık Nereden Gelir?

İnsan karmaşık özellikleriyle var olan, varlık sahnesi üzerinde diğer bütün şeylerin sahip olduğu özelliklere kimi yönleriyle muhalif bir canlıdır. Kalbi vardır. Türlü halleriyle çarpan, kimi zaman dağların yalçın kayalarını tırmanırcasına heyecanlı, kimi zaman yorgun yorgun yağan bir çisenti gibi dingin. Kâh olur içten yanar ateşi kâh olur dış dünyadan ateşlenir fitili kalbin dalgalanmalarının insan ya işte, karışık.. Onunla besler sevgisini. -Önce ana rahmine "doğar". Sonra dünyaya gelir. (Teoman Duralı)-  Ana rahminde başlayan dünya yolculuğu orada göbekten bağlandığı bedene ve atışlarıyla ilk musiki deneyimini yaşatan ana kalbine aşina olarak başlamıştır tayin edilmiş yolculuğuna. Korunaklıdır rahim. Allah'ın müminlere özel olarak tecelli ettiği/ettireceği Rahîm sıfatı analara bahsedilmiştir erken olarak. Rahim olanın rahmeti anaya yüklenmiştir, kullarını incitmesin diye Benî Adem. Gel zaman git zaman dünyaya gelir Ademoğlu. Aydınlık, zahmetsiz, korkusuz, çepe çevre rahmetle kuşatılmış ana rahminden, vaktin kayıtlandırıldığı, gün be gün eksilen sayılı saatlerden, yaz gününde açıktan eskimo satan çocuğun o müthiş endişesi misali artık güvende değildir. Ana rahmine bahşedilen hesapsız merhamet, belki bir süre daha onu ana kucağında emin kılacak, baba rahmetiyle ve gölgesiyle ulu çınarının, kendi ayaklarının üstünde duracağı zamana dek ona refik olacak. Türlü merhalelerden geçecek  insan. Önce çok çok uyuyacak. Sanki ölümün provasını yaparcasına, aniden uyanışlara gebe uykularda. Acıkacak. Susayacak. Ağlayacak. Çıktı bir kere "rahim" olan yerden. Ancak başı boş bırakılmayacak. Doyurulacak karnı, giderilecek susuzluğu ve pışpışlanacakta mütemadiyen. Sonra yine esneyecek ve devinecek el ve kollarıyla dahi ayaklarıyla. İnsan ona bakacak bu hallerinde. İçin için imrenecek ve tebessümlerle ama acı nazarla gezinerek küçük bedeninde, acıyacak. Ah küçüğüm, keşke büyümesen, diyerek. Ne kekremsi bir laf böyle. Hayat saadet umulan bir yer olsaydı bebekler bulmaz mıydı? Her bebek aynı mı? Ana rahminde başlayan tedhiş, açlık, belirsizlik, dünyaya gelince yakasını bırakmayan sayısı bilinmez Benî Adem, ne söylüyor size? Bizlere yutturulan sarı saçlarıyla mavi gözleriyle mesut bebek, acep bahsediyor mu ana karnında katledilen sayısız bebekten? İzafidir mutluluk yerkürede. İzafidir acılar. Ne akıl sır erer tek başına, ne nefis bir anlam üretir tasvir edilen bu tabloya. Kalpse mahzun. Kuru bir acımak gelir elinden. Öyleyse cevabı kim verecek?

Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar, dedi Ulu Nebi (s.a.s). Ve fakat onu ana-babası Yahudi, Hristiyan yahut Mecusi yapar. Ana-baba faktörü olumsuzluk anlamında bir nevi sahte nübüvvet. Korumasız kalbin ritmine dilediği enstrümanla şeflik yapan iki dev. Berrak zihnin, Elest Bezmi'nde Kadir-i Mutlak' ın ruhlara yerleştirdiği vahdet bilincini, kainatın her zerresine nakşettiği tevhid motiflerini batıl itikatları ve şirk katranlarıyla zehirleyen iki canavar. Yahut mezkur örneğe mütenakız.  

Akıl. Ve sonra irade. Ve ruh. Ve nefis. Melekler akıllı varlıklar. Cinler öyle. Melekler irade sahibi varlıklar, fakat kötülük işlemeye iradeleri bulunmaz. Cinler ise öyle değil. Ve fakat melekler nefis taşımazlar. Öyle olsa ihtimal ki Cebrail vahyi getirmez, İsrafil sûra üflemezdi. Azrail almazdı hiçbir canı. Mikail sevk etmezdi rahmet yüklü bulutları. Hikmet-i İlahi böyle buyurdu. Cebrail dost olmazdı ulu Nebilere. Ama oldu. Böyle buyurdu Hikmet-i İlahi. Alemlerin Rabbi olan Allah teala böyle kurdu evrenin insana ayrılan kısmıyla ilgili sürgün yerinin sistemini. Melekler önce taaccüp edecekti. İblis hased ve öfkesinden isyan edecekti Allah Azimü'ş-Şan hazretlerine. Adem uzanacaktı yasak ağaca ve gök atacaktı ulu vasfına yakışmayan işleri, kovacaktı ham Adem' i pişenlerin yurdu olan Cennet' ten. 

Ya sonra? Akıl mı ulaştırır bizi öz yurdumuza yeniden? Yoksa kalbimiz mi? Nefis mi gösterir bize  doğru yolu? Yahut irademiz mi? 

Yazıyorum. Zihnimin berrak sularında bulurum ümidiyle aradığım o şeyi, yerin yedi kat altında saklanmış bir madeni arar gibi arıyorum. Ucunu aklımın kalem tıraşıyla sivrilttiğim  tecessüs kalemim, belki katılaşmış et parçalarının bir boşluğundan geçer de ulaşır kalbin aklına diye, sekerat anında bir hasta başında Allah'a açılan el misali, bekliyorum. Ne saçma ne ahmakça bir bekleyiş bu böyle. Islanıyor ense köklerim. Beynimin kıvrımları zonklamakta. Buğulanmış gözlerim, satıhtan manzaralar seyrediyorum. Ayırdına varamıyorum. Tırmanmaya tevessül ediyorum enginleri yeniden. Sahi kaç kez denedik. Bir boşluktan geçebilecek araçları yok sayarak ulaşmayı enginlere, varabildik mi menzile? Sonra atılıyorum, kendimi yine kendimden kaçırırcasına, sefil uçurumların kucağına atlıyorum. Anamın rahminde bulduğum güvenceyi de ummayarak, uzanacak eli de dert etmiyorum. Umuyorum. Bana anamın rahminde bahşedilen hesapsız rahmeti tecelli ettirecek kudret, uçurumlara atlanılan yerlerdedir, biliyorum. Garip. Silik suretler görüyorum. Kapkara, habis, uçlarından şenaat akan parmaklar öbeği. Dokunsam müheyya bekliyor alçaklık. Nefsim iştahlanıyorsa da ruhum mühtez, ürperiyorum. Ademoğlu’ nun sürgününe düşüyor yolum. Heves ediyor uzanmak için elim. Ve anlıyorum, Ademin mazereti bende yok. Ademle alınmış elimizden. Başıboş sanılan insan nefsi, iradesine ortak kılınmış nebevi ışıkla aydınlatılmış ilahi avizeyle kapkara dünya. Sahte kurtarıcıların, yalancı peygamberlerin, sapkın önderlerin peşi sıra koşuşturan Benî Adem, Nübüvvet’in nuruyla kör olmuş, görüyorum. 

Bir el bekliyorum. Mağrur aklım mağlup olsun karşısında, diye. Zikzaklar çizen kalbim türlü hissiyatın boğmacasıyla şimdi bitaptır. Gelsin ve karanlık dünyama nur saçsın. Işığı ilahi aklıyla doğurtsun, ve sahte kurtuluş buluşlarıyla aklımın cırtlak sesini sustursun. Doğunun sahte ışığı ve batının batmayan ama batıran güneşi karşısında zerk etsin alemlere Nübüvvet iksirini. Donuklaşan bakışlara hayat suyundan renk katsın. Rüşde ermemiş akılları ilahi beyanla mamur kılsın. Namusunu kaybetmiş hayalleri, beşerleşen Ademoğlu'nu yeniden insan katına yüceltsin. 

Ve çatlıyor İlahi el ile atılan kainatın sancıyan rahmet tohumu. Âlem coşkulu. Melekler hicap duyuyor zanlarından ve şeytanlar İlahi vaadin hakikati karşısında yerinden fırlamış gözlerle kaybedişin acı sonuyla devriliyor perçemlerinden tutularak cehenneme atılıyorlar. 

Karanlık dünya Nübüvvet ışığıyla aydınlanıyor. Ve Adem yeryüzüne Nübüvvet Nuru ile iniyor. Ana rahminin Allah'ın merhametinin dünyevi tecelligahı olan konumu, Nübüvvet şefkatiyle ahiret saadetine rehber vazifesi görmek suretiyle  yolunu şaşırmış olan insanlığın sürgünden kurtuluş dümeni oluyor, kaptanımız Nübüvvetin tecelligahı peygamberdir. Rahmet elçisi. 
Kendini kendine yeterli görerek azgınlaşan insan, dünyayı yaşanmaz hale getiren ve yeryüzünde bozgunculuk işine soyunarak İblis adına İlahi nizama baş kaldırıyorken, Nübüvvet Nuru ile aydınlanan insan, esfel bir maziden eşref bir âtiye kanatlanacak talimatları alıyor. Düşünce tarzını, meseleleri takdir ediş yöntemini, davranışlarının ahlaki yapısını, toplumsal ilişkilerini, iktisadi yapılanmasını, ilmi ve sanatsal anlayışını Nübüvvet aklıyla yeniden yoğuruyor ve yorumluyor. Bir Mimardır Peygamberler. Cennet Yurdu’ nun Mimarları. Cennet Yurdu' ndan gönderilen Rahmet İşçileri. Yeryüzünü cehenneme çeviren şeytani akla karşı Allah nizamının şerefli mürşidleri. Müminler Allah ve Peygamberi’ nin askerleri. İmanın, amelin, hak dinin, temiz aklın, sağlıklı bir neslin, helal malın, ve insanlığın onuru olan tevhîdî namusun askerleri. Zulme kalkan, hayra öncü olan medeniyetin yılmaz bekçileri. Allah'a iman eden, iyilikleri emir ve tavsiye edip kötülükleri yasaklayan ve anlatan Allah erleri. Çocuğuyla genciyle, erkeğiyle kadınıyla Allah adamları. Kapkara dünyada Nübüvvet nuruyla yollarını aydınlatan aydınlık insanlar. Merhamet timsali, adalet aşığı ulu çınarlar. Herşey sürgünü tamamlamak, hamlık eseri işlenen sürgün suçunu affetirebilmek için. Prometheus, yalancı kurtarıcı. Hırsız. Tanrılar sahte. Bütün bir mazi yalanla tezyin.
Adem. Cennet adamı. Allah elçisi. Ve Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem. Zincirin son halkası. Güzel ahlakın tamamlayıcısı. Ahlaksızlığın ahlak olduğu bir dünya da erdemin dirilticisi. Yeniden asıl yurda dönüş hareketinin son Peygamberi. Kur'an nurunun kalplerimize ulaştırıldığı rahmet köprüsü. Dünyada yolcu gibi yaşa, diyen ilahi sözcüklerin ete kemiğe bürünmüş en kamil örneği. Her şeyiyle okul. Ashabı bu okulun güzide talipleri. Ve ümmetin kevkebleri. Adem peygamberle yerküreye indirilen İslam, Hz. Muhammed ile ikmal olundu. Ve ilahi nizam temelinde kurulacak yeryüzü cennetine son şeklini kavuşturdu. Asra and içildi. İnsanlık aynı imtihanlara gebedir. Değişen şekillerdir. İştihalar bir. Duygu bir. Zevkler bir. İnsan aynı insan. İstek ve arzular aynı. Fabrika ayarları aynı. Peki kim döndürecek yeniden eşref halimize bizleri? Yalancı kurtarıcılar yüzünden gelmedik mi  bu hale? Kur'an’ ı ve Sünnet’ i terk ettiğimiz için düşmedik mi  zillete? Nübüvvet müessesesini ilga ettiğimiz için toplumdan, düşmedik mi bunca buhrana? O halde tarih bize yine bir şeyler söylüyor,  kulak vermeli. 
Özünüze dönün, Peygambere uyun. Kur'an yol azığınız, sünnet-i seniyye yol arkadaşınız olsun. Olsun ki kursağınızda kalan cennet nimeti karar bulsun artık yerinde. Terkedilsin sahte kurtarıcılar. Salt aklın şeytani ayartıcılıkları bıraksın yakanızı. Kalbinizin tuhaf halleri düşsün peşinizden. İradeniz Allah elçisi ile işbirliği yapsın. O' nun rehberliğiyle  arınsın. Vahiy nuruyla aydınlansın kararmış zihinler. Aşağılara atılmış olan Benî Adem, Nübüvvet nuruyla çıksın eşref katına yeniden. Ve sevinsin melekler. Ve kahrından erisin İblisleşenler. Yenilsin tağuti güçler, hak parçalasın batılın köhnemiş başını. Zafer inananların olsun, eğer inanıyorsanız. Ve tamam olsun “ Allah’ ın bilipte meleklerin bilemediği” o büyük muştu. Köpük -şirk düzeni. Batıl itikat ve nizamlar- yok olup gitsin; yeryüzüne faydalı olan şey -Vahdet Dini (İslam)- payidar olsun. Cennet adamları, yolumuz Nübüvvet nuruyla aydın olsun.

İki cihanda selam hidayete tabi olanların üzerine olsun. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Maddi Zamandan Metafizik Zamana Geçiş

Şeyler hakkında sorduğumuz sorular ya o şeyin mahiyeti ya da anlamı hakkındadır. Mahiyete dair sorular, bir şeyin ne olduğuyla ilgili olan o...