“Ey iman edenler, iman edin.” (Nisâ, 136)
“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Nur, 21)
Sağduyulu olmalı insan. En çokta kendine karşı... İçinde kopup duran binlerce fırtınaya karşı, öfkesine, duygularından kopup gelen heyecan seline karşı sağduyulu olmalı. Her gün belki de onlarca kez yaşıyor bu halleri. Öfkeleniyor, sevinçten coşuyor, bazen de hüzünleniyor. Tıpkı mevsimlerin birbirinden - kesin çizgilerle olmasa da- ayrı oluşu gibi bu haller de biri diğerinden farklı olarak bir bedende yaşanıyor. Bir zihinde tasavvur ediliyor, bir ruhta iz bırakıyor. İnsan ne yaşıyorsa koca bir kainatın etkilerini taşıyarak yaşıyor. Koca bir kainata etki ederek hem de. Alemin en uzağından dünyanın merkezine varıncaya kadar var olan her şeyle -bilsin veya bilmesin- irtibatlı sürüyor yaşamını. Kozmos/külli denge, insan ile tamam oluyor, insan dengesine kavuşunca anlamına eriyor. Sonra peşi sıra şu sorular takıyor, insanı peşine: Yıldızlar kim için yön işareti, güneş kim için ısı ve ışık kaynağı? Rüzgar ne diye getiriyor rahmet yüklü bulutları, toprak kim için açıyor verimli kucağını, yeryüzü kim için oluyor bir döşek? Arı kim için yapıyor şifa dolu balı?
Sağduyusu sağa sola çeken bir insan, bütün bu oluşun manasını nasıl düşünsün ve kavrasın? Gündelik yaşamın boğucu havasında mana soluğunu yitirmiş ruhlar, yücelere nasıl özlem duysun? Var olma biçimi olarak kendisine tamamen maddi bir yaşam seçen için ötelerin nasıl olsun da bir cazibesi olsun?
Kalplerimizde günahların pası, kulaklarımızda dünyanın ağırlığı, gözlerimizde maddenin koyuluğu vardır. Hafızalarımız boş eğlencelere mekan olmuş, gönüllerimiz dünyevi istek ve arzulara mesken edilmiştir. Hayallerimiz sınırlı olan isteklere peşkeş çekilmiş, isteklerimiz dünyayı aşan varlığımıza rağmen dünyaya takılmış, onu aşamamıştır. Uzun bir yaşam, refah, lüks, konfor...
Dengesini yitirdi varlığımız. Oysa Allah Teala bir denge üzere yaratmıştı bizleri. Beden, nefis, akıl ve ruh. Dünya sürgünü tamam olsun diye bedenimiz var. Nefsimiz bu bedenin varlığı devam etsin diye var. Aklımız varlığımızı nefsimizin esiri olmasın diye, nefsin istek ve arzularını mutedil seviyede tutabilsin diye var. Sonsuz ruhumuz , esas olanın sonlu beden olmadığını unutmayalım diye var. Bütün bu gerçeklere rağmen insan, varlığı amacının dışında kullanma konusunda oldukça cüretkardır. Maddi varlığını biricik gaye edinerek nefsinin istek ve arzularına bağımlı kılmıştır bedenini. Aklını ötelerle olan bağından kopartıp şeytani istek ve arzuların uşağı haline getirmiştir. Yine ruhunu, kendisini bu sürgün yerinde asıl yurduna kavuştursun diye bahşedilen esas varlığını inkar etmiştir.
Hem kendi varlığını hem de tüm varlığı dengeli bir var oluşa ve istikamete kavuşturacak olan insan, bugün maalesef bu görevi yerine getirebilecek olgunluktan uzaktır. Elbette bu, asla olgunlaşmayacak demek değildir. Olgusal gerçekliğin üzerinde daima ilahi bir gerçeklik vardır. Bu gerçeklik uyarınca istikbali de içine alacak böyle bir olumsuz iddiayı ortaya atmak imkansız hale gelmektedir. Ve fakat insanlık, mevcut haliyle dengeli bir dünya var edebilme görevini yerine getirebilecek düzeyden şimdilik geridedir.
Peki ne olacak? Bunca acı, gözyaşı, tükenmişlik ve dramın varlığı göz önüne alınacak olursa eğer umut yok mu diyeceğiz? İnsanın kendi benliğini ilahlaştırdığı şu kokuşmuş asırda, böylesine yüce bir şuura erişmek nasıl mümkün olacak? Ahlaksızlığın ahlak olduğu bir dünyada erdemli bir toplumun inşası saf bir hülya olarak mı kalacak? Eğer bu satırlar ve bu satırlardan çok daha fazlası yazılıyorsa bugün, umut var demektir. Ben sağduyumu yeniden kazanırsam, sen, o.…sağduyumuzu yeniden harekete geçirebilirsek eğer dünyamız yeniden dengesine kavuşacaktır. Hemen yarın olmasa bile belki yarınlardan bir yarın...
Şimdi ey Aziz Müslüman! Geliyor denge ayı. Geliyor sağduyu ayı. Geliyor bedenin nefsin tahakkümünden kurtarılması için özgürlük ayı. Salt aklın, karşısında diz çökeceği maneviyat ayı geliyor. Geliyor beden zindanında mahpus olan ruha özgürlüğünü hatırlatacak olan ay. Geliyor insanlığın şerefini içinde barındıran, cehaletin karanlığını yırtıp ilmin nurunu saçan Kur’an ayı. Geliyor reziletin kol gezdiği sokaklarda erdemin mümtaz örneği olanların ayı. Sessiz bir devrimin, maddeye, şehvete, sefahat ve eğlenceye, faydasız ve boş işlere, nefsin her türlü istek ve arzusuna karşı eşi benzeri görülmemiş bir sessiz devrimin ayı geliyor. Ayların sultanı, Şehri Ramazan geliyor. Dengesini yitirmiş bir dünyanın yeniden dengesini bulabilmesi için, dünyaya adalet ve merhamet getirecek olan müminlere bir ihtar olsun diye geliyor. Bir arınma, yeniden inşa, öze dönüş olsun diye... Şaşırmış zihinleri, kirlenmiş kalpleri, yıpranmış bedenleri onarsın diye... Amacından saptırılmış ne varsa yeniden amacına uygun hale getirilsin diye geliyor Şehri Ramazan.
İnsan sapınca rüşd/doğruluk yolundan, var olan her şeyi de beraberinde saptırıyor. Bu sebeple sağduyuya, dengeye ve rüşd yoluna dönsün diye önceki ümmetlere farz olan bir aylık oruç bize de farz kılındı. Bize düşen orucun anlam ve önemini, vermek istediklerini bilip, alarak kaliteli bir Ramazan geçirmektir. Varlığımızın anlamını bolca tefekkür ettiğimiz oruçlarla, cennet sofralarından bir sofra olarak düşündüğümüz, dostluğun ve kardeşliğin pekiştiği iftar sofralarıyla, bizlere verdiği nimetlerin şükrünü bedenen ve ruhen eda edebilmek için kılınan namazlarla ve özellikle teravihlerle, varlığımızı asıl anlamına erdirecek olan ve yaşanılabilir bir dünyayı tesis edebilmek için gerekli tüm ilkeleri ihtiva eden Kur’ân-ı Kerim ile geçirilen bir Ramazan olması dileğiyle...
Ruhu sağa sola çeken dünyamız bu vesileyle dengesine kavuşsun, insanlık, Allah’ın yarattığı selim fıtrata yeniden dönsün inşallah. Ramazan ayı, İslam Alemi’nin birliğine, dirliğine ve kardeşliğine vesile olsun. Tüm insanlık huzur bulsun, şeytanlar kahrolsun.
Selam ve dua ile...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder