Büyük planda malum olan her şey, kendi hayatlarımız üzerinden meseleye yaklaştığımızda -ki bu da büyük planın bir parçası olan küçük planlardan bir plandır- bizler için bir meçhuller yumağı halini almaktadır. Yaşamın ilk anı nasıl öncesinde yokluk olan bir bilinmezlik ise, sonrasında yaşanacaklar da şimdinin malumu ancak öncesinde var olan meçhullük gibi bir meçhuldürler. Yok olan şeyler bizim nazarımızda ancak var oldukları zaman bilinirler. "Şeyler" var olduklarında "var olmaklık" bakımından her idrak tarafından bilinemezse de mücessem/somut varlıkları artık çoğu insan için malumdur, gözler onları görür.
Bilinmezlikler ancak bilme yetisi sınırlı olanlar içindir. Sınırlı bilinirlik ise bilenlerin bilme yetisinin de sınırlı olduğuna işaret etmektedir. Ancak bilinirliklerin sınırlılığı, sınırlı bilme yetisine sahip olanlar için böyledir. Mutlak Alim olanın sınırlılığı söz konusu olmadığı için O'nun bilmesinde de bir sınırlılık olamaz. Dolayısıyla O'nun için herhangi bir bilinemezlik söz konusu edilemez, böyle bir husus O'nun hakkında düşünülemez.
Malumların adedi meçhullerin adediyle doğru orantılı değildir. Bunun böyle olması insan için her meçhulü bilmenin imkanının, imkansız olmasından dolayıdır. Görünen şeylerin bazı bilinmezlikleri bilinir kıldığı söylenebilirse de görüntüdeki şeylerin tüm yönleriyle malum olduğunu iddia edebilmek güçtür. Dışarıdan gördüğünüz bir binanın içine girmeden onu tam anlamıyla ihata edemezsiniz. Binanın içine girseniz bile tüm detaylarını bileceğinizin garantisi yoktur. Her varlık bir veya birden fazla veçhesiyle meçhullüğünü korumaktadır. İnsan böylesine bilinmezliklerin içerisinde kendince bilinebilir olan şeylerin peşinden koşmak suretiyle ömür sermayesini eritip sonunda kavramsal anlamda malum ancak zamansal bakımdan meçhul olan ölüm gerçeğine doğru sürdürmektedir yaşamını. Öncesinde meçhul olan bir yaşam gerçeğinin ardından, malum olan bir yaşanmışlık ve ardından gelen ölüm, onun iki meçhul arasındaki malumunun ne olduğunu bize işaret etmektedir. Bilme imkanlarının her birini tek tek kullanmak suretiyle bilinebileceklerin imkanlarını yokladığımızda karşımıza birtakım manzaralar çıkmaktadır. Evrenin, insanın ve diğer alemlerin kendi başlarına birer meçhuller yumağı olduğu gerçeğinden yola çıkarak, insan için böylesine devasa nitelikteki bilinmezliklere karşı ne tür bilme araçları ile bir bilme işine girişeceğini bilmek de doğrusu çetin bir iştir. Evrenin yaşı, hangi maddeden/maddelerden meydana geldiği, gezegenlerin ve galaksilerin sayısı... Her biri ayrı bir bilinmezlik ve bilinmezlik vasıfları bakımından da birbirinden farklı özelliklere sahip olan gerçekliklerdir. Astronomi, fizik, felsefe gibi ilimler evrenin nasıl meydana geldiği, yaşı, maddesi gibi sorulara cevap vermek üzere birçok ilmi araştırmalar yaptılar, yapılmaya da devam ediyor. İlim, bilmenin bir aracıysa meçhul olanların malum olabilmesi ancak ilmin metodunu kullanarak mümkün olur. Fizik gerçeklerden metafizik gerçekliğe varıncaya kadar durum aynıdır. Üst satırlardan şimdiye değin ifade etmeye çalıştığımız şey, aslında Mutlak Alim'in şeylerin bilgisine ulaşmak adına ne tür bir çaba içerisinde olmamız gerektiğini bizden istediğini bilmemizin hakikatine dikkatleri çekmektir. Bazen öyle durumlar olur ki sizin için kördüğüm gibi görünen meçhullükler birileri için basit bir bilinendir. Hepimiz yaşamımızda böyle hatıralara sahibizdir. İnsan dediğimiz varlık kendi meçhullerinin de idrakine varabilmek adına öncelikli olarak böyle bir varlık yönünün olduğunu bilmelidir. Bakın, yine bir meçhul daha çıktı karşımıza. İnsanın zatıyla ilgili olarak bilmediği gerçekler... Sizin bir başkası adına var olduğunu bildiğiniz ancak onun kendi hakkında sizin bildiğinizi bilmediği meçhullükler. Aklımda gezinen düşüncelerin düğümlendiği yeri açabilmek adına, oluşan düğümleri çözebilmeyi mümkün kılacak malumu edinebilmem gerekiyor. Aslında bunca kelamı bir cümle için ettim desem yeridir. İnsan hayatını merkeze alacak olursak eğer, iki meçhulün arasında var olan bir malum ile yaşadığı gerçeğine ulaşıyoruz. İlk meçhulü kendi varlığının idrakine varıncaya kadar olan süreçtir. Kimileri ömrünün bir durağında bulur kendi benini. Kimileri ise ikinci meçhulü kendini buluncaya kadar bulamaz kendini. İkinci meçhul, ölümdür. İnsan için malum olan ise yaşadığı andır. O da birbiri ardınca gelen ve yerini bir başka meçhule bırakarak sıralı şekilde giden bir anlar silsilesidir. Böyle böyle uzayıp giden bir ip üzerinde sona doğru durmaksızın yol alan insan ömrü nasıl da karmaşık, nasıl da sırlarla dolu imiş değil mi? Meçhullük üzerine konuşulacak birçok mesele olduğu bir gerçektir. Ancak amaç hasıl oldu diye düşünüyorum. Kafaları karıştırmak. Niçin mi? Biz insanlar farklı farklı hayatlar içerisinden birçok yaşantı geçirmek suretiyle inşa ediyoruz şahsiyetimizi. Kimi zaman maruz kalarak kimi zaman ise gönülden geçirdiğimiz anlarla oluşuyor mazimiz. Böylesine bilinmezliklerle dolu hayatlar için bir çırpıda kanaat sahibi olabilmek, kolaycılığa kaçmak suretiyle önyargılarla hükmetmek nasıl bir hata, görelim istedim. Aynı hususu kendi hayatımız için de düşünmek mümkün. İnsan, ömrünü anlamlı kılmanın yollarını aramalıdır. İçerisinde bulunduğu anı yeni bilinenlere doğru yol olmak adına meçhullerin kapısını sağlam anahtarlar kullanmak suretiyle açmalıdır. Yüce Kudret'e böylesine muhteşem bir evren yarattığı için birkez daha iman etmeli ve hayranlığını meçhullükleri doğru bir şekilde anlama üzerine ikrar etmelidir. Bunun yolu ise bir iç yolculuğunu, görünen alemdeki malumlardan yine aynı alem içerisindeki görülemeyen malumlara, yani kimi sebeplerden dolayı bize meçhul kalan hakikatlere doğru başlatmaktan geçer. Yanlış akıl yürütmeler, nefsin istek ve arzuları, duygusal haller bizleri çoğu malumu meçhul zannetmeye sevk eden amillerdir. İnsan bu tür etkilerden kurtulmak suretiyle kainatı akıl gözüyle okumaya başladığında birçok bilinmezlik artık onun için apaçık hakikatlere dönüşecektir. Şu rahmet ikliminde bize her yönümüzle eksik oluşumuzu, zayıf yönlerimizle yüzleşerek yüzümüzü yalnızca Zat'ına çevirmemizin aciliyetini hatırlatan Kadir-i Mutlak olan Allah'ın (c.c) şanı pek yücedir!
Cennete provamız (Ramazan ayı) bitmiştir, darısı gerçeğini yaşamaya.
Varoluşunun, yaratılış gayesinin idrakinde olarak kulluğunu gerçekleştiren salihlere selam olsun... Bayramımız iki cihanda olsun ve mübarek olsun. Selam ve dua ile...