17 Haziran 2023 Cumartesi

İnsanın İlk İzleri

Bugünü düne, geleceği ise bugüne referansla anlamak olguların daha müşahhas bir şekilde kavranmasının yöntemlerinden birisidir. Varlığın sistematik bir şekilde kavranışı, ancak başka varlıklarla olan ilişkisi dikkate alınarak sağlanabilir. Somut varlıklardan soyut varlıkların kavranışına kadar aynı yöntem kullanılabilir. Meseleyi günümüz bakımından değerlendirdiğimizde de durum değişmemektedir. Mevcut toplumsallığı karakterize eden köklerin ne kadar eskiye götürülebileceği problemi, bu yazının temel sorusudur. En temele gidildikten sonra müşahhas örnekler üzerinden günümüze gelebilir ve meselenin tarihsel zincirini ortaya koymak suretiyle dünü, bugünü daha iyi anlayabilir, geleceği kestirmede daha isabetli olabiliriz. Sorunumuz ve sorumuz uyarınca anlamaya talip olduğumuz konu insanlığın tarihsel hafızada yer eden iyi ve kötü hallerinin izlerini sürmektir. Bu anlamda vahyin ışığıyla karanlık yollarımızı aydınlatmaya, menzilimize varmaya gayret edeceğiz. 
Ehl-i kitabın ve İslâm’ın üzerinde uzlaşı sağladığı bir konu vardır ki o, ilk insanların Hz. Âdem ve Hz. Havva olduğudur. Varlığa gelişleri ve soylarının nasıl devam ettiği konusunda farklı görüşler olsa da ilk insanın Hz. Âdem ve eşi olduğu konusunda ihtilaf gözükmemektedir. Kur’an’da Hz. Adem’in yaratılışı ile ilgili ayetlerin yanında Hz. Adem’in iki oğluyla ilgili ayetler de bulunmaktadır. Maide Suresi’nin 27 ile 32. ayetlerinde isimleri zikredilmemekle birlikte Habil ve Kabil’den bahsedilmektedir. Zikri geçen ayetlerde Habil ve Kabil’in birer kurban sundukları, Habil’in kurbanının kabul edilip Kabil’in kurbanın ise kabul edilmediği 27. ayette ifade edilmektedir.
Habil, Kur’an’dan mülhem, ihlasın ve samimiyetin, hakikate bağlılığın ve ihsanın, vefanın ve fedakarlığın, hilmin ve tevekkülün kendisinde müşahhaşlaştığı bir karakteri temsil etmektedir. O, varlığını hakikat ile irtibatlandıran, hak ve adalet temelinde yaşamını sürdüren muhlis bir kuldur. Sahip olduğu nimetlerin esas sahibini unutmayan, maddi olanı esas almayıp maddeye manasını veren ve her şeyin yaratıcısı olan Allah’a bağlı bir kuldur, Habil. İnsanlığın kıyamete kadar var olacak her bir ferdine iyiliğin izi ve yol göstericisi olarak örneklik edecektir. Kur’an’ın muradı bu yöndedir. 
Habil’in tavrı, yeryüzünü yaşanılabilir bir yer olarak imar etme göreviyle görevlendirilmiş her bir ademoğlunun mümtaz bir örneğidir. Vahyin içerdiği erdemleri şahsında birleştirmiş, Kur’an diliyle övülmüş bir kişidir, Habil. Habil’in tavrının ve şahsiyetinin önemi, kendisini de konu edinen bir pasajın insanlığın hidayet rehberi olan Kur’an’da yer almış olmasından anlaşılabilir. Öyle ki insan, Habil’in insanlık tarihine kazıdığı iyiliğin iziyle nasıl bir tavır alacağını ve karakterini hangi temeller üzerine inşa edeceğini Kur’an’ın kıyamete kadar sürecek olan çağrısında işitebilecektir. Bireysel ve toplumsal hayatın iyilik içinde olabilmesi, kişisel hırs ve menfaatlerin insanı yiyip bitiren bir kora, toplumu yakıp kül edecek bir ateşe dönüşmemesi için Adem’in oğlu Habil gibi olmak, Kur’an diliyle tavsiye edilmektedir. 
Kabil’in tavrına ve kişisel özelliklerine bakıldığında onun haris, kıskanç, bencil, doyumsuz, kötülüğe meyyal bir kişilik olduğu yine anılan ayetler dikkate alındığında açıkça görülmektedir. Kardeşinin kurbanının Allah tarafından kabul edilip kendi kurbanının kabul edilmemesi, Kabil’in Habil’e karşı olan kıskançlığını artırmış, öyle ki onu öldürmeyi tasarlayacak kadar gözünü döndürmüş ve nihayetinde Habil’in canına kıymıştır. Kabil, sahip olduğu tavır ve karakteristik özellikleri dikkate alındığında, bu dünyayı mutlaklaştıran, kendi kişisel özelliklerini biricik kabul eden, her şeyin en iyisini yalnızca kendisine layık gören materyalist, bencil ve narsist bir kişiliktir. Onun Allah kurban olarak takdim ettiği ürünlerinin özelliklerine bakıldığında dahi durum gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır. 
“Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine, “Andolsun seni öldüreceğim!” dedi. O da dedi ki: “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder.” Maide, 27, mealen.  
Ayette de açıkça ifade edildiği gibi Habil, kendisine Allah tarafından verilen nimetlerin en iyisini Allah’a kurban etmiştir. Esasında bu kurban ediş, kişinin nefsinin arzuları yerine Allah’ın rızasını ön planda tutmasının ifadesi olmaktadır. İşte Habil, sahip olduğu imkanların esiri olmayıp kendi varlığını Hakk’ın rızasında eritmiş, O’nun tek bir emriyle bütün imkanlarını yine O’na teslim etmeyi bilmiştir. 
Kabil örneğinde ise Habil’de gördüğümüz yakîn imanın, halis bir kulluğun gereği olan teslimiyetin ve tevekkülün tam aksi bir durumla karşı karşıyayız. Kabil, kendi nefsini ilah edinen İblis’in durumunu ilk insanın ilk evlatlarından birisi olarak kendine referans kabul edip öylece düşünüp eylemiş ve insanlığın ilk kötü temsili olarak izini bırakmıştır. Habil’den sonra gelip geçecek olan insan teki, nasıl ki iyiliğin ilk izlerini Habil’de bulacaksa ve Habil kıyamete dek insanlığın iyilik izlerinin öncüsü olacaksa, Kabil’de kötülüğün, bireysel ve toplumsal yaşamda fesada sebep olan erdemsizliklerin ilk temsilcisi olmakla birlikte kötülüğün ilk izini berrak dünyaya bırakan kişi olacaktır. 
Öyleyse, dünyada salah, ahirette felah bulabilmenin en temel izi, Habil’in erdemli karakterinde aranmalıdır. Bireysel ve toplumsal hayatın herkes için iyi olmasının ilk izi, Habil’in bıraktığı iyiliğin izinde bulunacaktır. Kendisi için istediğini bir başkası için de istemek, başkasının sahip olduklarına göz dikmemek, sahip olduğu imkanları ilahlaştırıp dünyayı mutlaklaştırmamak, hırsından gözü dönmüş bir vaziyete gelip en yakınlarını dahi yok etmeyi planlayan bir kişiliğe dönüşmemek için Habil’in izinden yürünmelidir. Aksi ise Kabil’in izinde yürümek demek olup İblis’in yolundan ve dolayısıyla da kötülüğün izinden yürümektir. Tarihten günümüze insanlığa iyilik ve güzellik noktasında katkı sağlayanlar, Adem’in oğlu Habil gibi olanlardır. Bireysel ve toplumsal yaşamı ifsad edip yeryüzünü yaşanılmaz kılan her bir özne, toplum ve devlet ise Kabil’in izlerini sürmektedir. Günümüzde de durum değişmediği gibi kıyamete değin de değişmeyecektir. 
Şimdi tercih zamanıdır. Adem’in oğlu Habil’in izinden mi yürüyeceğiz, yoksa aynı babanın farklı oğlu olan Kabil’in izinden mi? İlk tercih iyiliğin izlerini kıyamete kadar götürecek olan halkaya bir zincir eklemek anlamına gelirken ikinci tercih ise kötülüğün halkalarını uzatmak anlamına gelmektedir. Bireysel ve toplumsal yaşamın iyiliği, Habil’in izinden gitmekle mümkün olur. Aksi durumda ise yani Kabil’in kötülük izinden yürümeyi tercih ettiğimizde kan, göz yaşı, acı, huzursuzluk, buhranlar ve felaketler peşimizi bırakmayacaktır. Dünya tarihi her iki örneği tecrübe etmiştir. Şimdi esas soru, geleceğe iz bırakacak olan yaşadığımız asırda hangi tavrı takınıp nasıl bir karakter inşası ile yola devam edeceğimizdir. 
Selam, Adem’in oğlu Habil gibi olanların üzerinedir.  

Numan Karabudak, Üsküdar, Mayıs, 2023.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Maddi Zamandan Metafizik Zamana Geçiş

Şeyler hakkında sorduğumuz sorular ya o şeyin mahiyeti ya da anlamı hakkındadır. Mahiyete dair sorular, bir şeyin ne olduğuyla ilgili olan o...