4 Mart 2022 Cuma

Malcolm Yazıları II



Bölüm I: Serzeniş ve Sitem
   Karanlık yollardan, dikenli kuyulardan geçip çıktım. Bu yaşıma geldim, hem de yaşayarak. İnatlaştım ulu çınarla, hep dik başlı ve başıma buyruk. Ters bakardım hayata. Tecrübeler en belalı hasımlardı benim için, onlarla hep kavgalıydık. Kendim düştüm hep ve fakat ağladım da. Ardımdan takılan çelmeleri görmemeye sanki yeminliydim. Öyle ki dört göz sanıyordum kendimi ve akıllıydım da... Sisli sabahlara, dumanlı akşamlara çıkardı her günüm. Dönüp dururdu böyle, devrederdi biri diğerini anların. Anılarım da böyle böyle birikti. Kimi anlar talihimin ortasına inen kanlı bir bıçak, kimi anlar ölümü dilemek kurtuluş sayılırdı benim için. Çocukluk nedir, diye soran birisine verecek cevabım olmayacak kadar yoksunum o yıllardan. İlk gençliğim fesada uğramış, fasid dairenin içerisinde ak ile karayı seçmeye icbar edilen yalın akılla, kıl dolu düşüncelere saplanmış, yirmi dört ayar olmasa da bakır olan gençliğim. Belki de demir yahut gözle görünmeyen element. Saçma olan şeyin de bir mantığı var sahi. Şimdi sana arzuhal edeceğim derken yine formel düşünmek zorunda hissediyorum kendimi ama öyle yapmayacağım, ki zaten yapmıyorum. Çok konuşuyorum. Bazen, hatta çoğu zaman da boş. Ne acı. Ne kekremsi. Ne başa bela bir cümle, boş. Bir insan, biriktirdiği anılarıyla halleşecek ve iki cümle kelam edecek, diyecek ki bu boş! Hani insanı seviyorduk biz? Hümanizm nerede? Kardeşlik, dövizler üzerine yazılı ve orada asılı ve orada kaldı. Boğazdan aşağıya inmeyen dostluk naraları, narları da yedik ama bir'den hiç “bin” çıkmadı, hep bini “bir” aldı. Çünkü fiyaskoydu. Zahmetsiz olmalıydı her şey. Külfetsiz. Yük olmamalıydı kimse kimseye. Gönlümüze ağırlık olmasındı hiçbir gönül. Kapısı sımsıkı kapansındı. İçeriye kimse girmesin, ki zaten girmek isteyen kimse de yoktu. Böyle kof yüreği kim ne yapsındı? İnsan kendi benini azdırmakla meşgulken, azı dişlerini takmışken tüm ihtirasıyla bütün benliğine, başka kim olsundu onun düşmanı? Dost sandığı sanrılarıyla sancılı, başı belalı. İptidai iptilalarla ruhunu boğdular gençliğimin. İlk çocukluk yıllarımla hasımlıyım. Saflığıma kast eden her bir veba saçan ruha karşı dinmeyen soylu öfkem ölsem de geçmeyecek. Herkesin içinde var olan o asil ama gizli öfke... Bir ben miyim sanki, öfke kusan maziye. Öfke kusmak olur mu ki çare? Kırgın günlerim kırgın güller kadar önemsenmedi aşıklar tarafından. İnsan hakları savunucularının dikkatini çekmedim hiç. Uzaklara su kuyuları açanlar hiç göremedi yüreğimde biten çölü. Zahmetsizdi tabi, aç kuyuyu bitir işi. Sonra ne gör, ne ara ne de sor. Vay arkadaş, bu ne konfor! Adam sende, ne iyi iş! Armut! Armut! Düş ağzıma, ama önce iyi piş!
Bölüm II: Uyanmaya Ramak Kala
   İsyan mı ediyorum yoksa? Yazılan kadere bir başkaldırı mı bu? Cümlelerin her birinde on bin veba, yoksa sende de mi kalmadı artık vefa? Nerede dedin? İstanbul da mı? Artık o semtin de yanından geçmez oldu kimseler, belki üzerimize biraz vefa bulaşır diye... 
Bölüm III: Uykucuya İhtar
    Cümleler isyan değildir aziz dost. İnsanın yaşamı niçin ve neden yaşaması gerektiğini bilmediği zaman ne tür bir cenderenin içerisine düşeceğinin küçük bir örneğidir. Alemlere can veren yüce Zat'ın varlığından habersiz yaşamanın, insanın kendi saf ruhuna verdiği ıstırabın bir yansımasıdır.  
   Yaşamak nedir? Niçin yaşayacak insan? Nasıl yaşayacak? 
   Yaşamak, her ne yapıp ediyorsak insan olmanın şuuruna ermiş olarak yapıp etmektir. Aldığımız nefesten attığımız adıma, yediğimiz lokmadan bölüştüğümüz ekmeğe varıncaya kadar bilerek, anlayarak, şuurla iş yapmaktır. İnsanın içinde var olan saf cevheri, ruhunu ve vicdanını kirletmeden yaşam sürmesidir yaşamak. Nefes almayı, karnını doyurmayı, yollarda yürümeyi, kuşlara bakıp hayallere dalmayı, ağaçların yeşilliklerinde huzura kavuşmayı, su sesleriyle sükunete ermeyi, toprağın bağrından çıkan türlü varlığı tüketmeyi hak etmiş olmaktır yaşamak.
   Kendi hakkını, insan olmanın onurunu kavramak, bir yüksek şuur haline getirmek yaşıyor olmanın ilk şartıdır. Biyolojik birtakım göstergeler sizi yaşıyor olarak göstermek için yetmez. Bir hayvan için yeterlidir bu; ancak insan için değil! İnsanın en yakın çevresinden başlayarak dünyanın dört bir yanında var olan diğer varlık türleriyle olumlu ilişkisi, onun yaşıyor olduğunun ikinci göstergesidir. Çevreye karşı tutumu onun ne derece insan olduğuna yakından işaret eden bir özelliktir. Ancak tek başına yeterli değildir. İlk şartı sağlamamakla birlikte sadece ikinci göstergeyi üzerinde taşıyan bir varlığa mükemmel insan diyemeyeceğiz. Çünkü önce kendi öz benini idrak edememiştir o. Çevreyle ortak hayvani özellikleri uyarınca alarma geçmiş ve çevreyi korumak ihtiyacı hissetmiştir sadece; aşkın bir amaca matuf değildir çabası. Böyle olduğu için kalıcı çözümler, uzun soluklu bir yürüyüş başlatabilecek güç ve azimden yoksundur. 
   Ortalama 65 yıllık ömrünün çoğunu bazı dünyevi amaçları elde etmek için yaşıyoruz. Okul, iş, ev, evlilik... diye uzayıp giden uzunca bir “ihtiyaç” listemiz var. Bir bitimsiz yarışa sokulmuş gibiyiz. Bu ihtiyaçlar nerede, nasıl biter bilinmez. Geçici, sonlu olan ne varsa, kalıcı sonsuz ruhumuza acı verme pahasına peşinden takıyoruz saflığımızı. Sonra kirleniyoruz, acılar içinde kıvranıp duruyoruz. Ardından çaresizlik hissi ve umutsuzluk dehlizlerine atıyoruz kendimizi.
   Peki bir hayat böyle mi yaşanmalı? Elbette hayır. Bu olumsuz portrenin başında eksik olan şeyi tamamlamış olan, niçin yaşadığını ve yaşamış olmayı hak etmenin nasıl mümkün olduğunu bilenler için durum asla bu şekilde olmayacaktır. Her olanda aşkın bir gerçeklik payı görenler için başa gelen her şey bir sınanmadır. Basit bir ağaç kütüğünü büyük emeklerle çeşitli şekillere sokan marangozun kütüğe yaptığının daha yüce ve aşkın olanının bize yapılmasıdır. İşte bu yüzden ham insanın pişirilmesi, kıvamına gelmesi için şuurlu bir yanma işine gönülden rıza göstermesi gerekmektedir. Yaşam bu şuurla yaşamak yüceliğine ulaşacaktır. Ve sonunda yaşamış olmasın engin huzuruyla ebedi yurduna dönebilecektir.
Sonuç: Balık Sevene Kinayeli Olta
Yoruldum. Elim ağrıdı. Başım zonk zonk, beynim sancıdı. Arzuhal, aç ve oku. Zihnimden fışkıran zehirli oku, oku ve doku. Bak burada sana bol bol sitem dolu. Beyefendi, hanımefendi, kendine iyi bak. Şimdilik burası ara durak. Yaklaşıyor yaklaşıyor ve yaklaştı, yaklaşacak elbet son durak. E hadi, vesselam, şöyle güzel istikbale bir selam çak!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Maddi Zamandan Metafizik Zamana Geçiş

Şeyler hakkında sorduğumuz sorular ya o şeyin mahiyeti ya da anlamı hakkındadır. Mahiyete dair sorular, bir şeyin ne olduğuyla ilgili olan o...