30 Temmuz 2022 Cumartesi

İman Eden Yine İman Etsin

"Ey iman edenler! İman edin!" Nisâ, 136
   İnsan, unutkan bir varlıktır. Elde ettiği bilgiyi veya marifeti kullanmadığı takdirde o bilgi veya marifeti hatırlaması oldukça zorlaşmakta ve zamanla unutulmaktadır. Bununla bağlantılı olarak o bilgi veya marifetin gerekliliklerini de yerine getirememektedir. Bazı bedensel işlevler bunun dışında kalsa bile (araba kullanmak, bisiklet sürmek gibi) -ki onlar dahi bazı travmalara bağlı olarak unutulabilmektedir- özellikle zihinsel ve kalbi bilgi ve marifet söz konusu olunca bahse konu olan arıza gündeme gelmektedir.
   Bir insanın bir bilgiyi elde etme süreci sahip olunan bilginin cinsine ve düzeyine göre değişir. Gündelik bilgi gözlem ve deneme yolu ile elde edilir. Bir alana has ilmi bilgi ise ilgi duyma, araştırma-inceleme, analiz ve nihayet anlamlandırma yoluyla kazanılır. Kalbe konu olan marifet ise ya uzun ve çileli bir nefis terbiyesi ile ya da ahlakın kötü ve çirkin fiillerden arındırılması ile ihsan olur. Elbette iki yol birlikte anlam kazanır; ancak bir yol diğerine baskın gelebilir. Bu, sistemli bir tercihtir. İlim ve marifet yolunda gelişigüzellik söz konusu olamaz.
   Peki bütün bu -her ne kadar bütün bilgi alanlarına ait örnekleri sayma imkanımız yoksa da- bilgi örnekleri insan için ne anlam ifade etmekte, hayatının hangi noktasında durmaktadır? Daha doğru bir soru soracak olursak “insan niçin öğrenir?”. Niçin bir şeylere kesin olarak inanır? Çünkü insana ister gündelik yaşamda isterse de entelektüel düzlemde olsun bir anlama sahip olmak ve o anlam uyarınca yaşamak ihtiyacı gelip çatar. Bunu nereden anlarız? Gündelik yaşamda herkesçe doğru olarak yapılan kimi davranışların ihlali söz konusu olduğunda bizde bir öfke, yadırgama ve arkasından ayıplama hali belirir. Bu, bizlerin işlerin doğru ve düzgün yapılmasına dönük olarak sahip olduğumuz sağduyu gereği ortaya koyduğumuz doğal bir tepkidir. Ancak tepki düzeyinde kalan hiçbir duygu iyi ve doğrunun ortaya çıkması için yeterli olmaz. Doğru bir tepkinin, peşinden gelen uygun bir uyarının ve doğru yönlendirmenin iyiyi ve güzeli muhkem kılacağı aşikardır. Toplumun birçok ortak tutum ve davranışı aynı sağduyu uyarınca muhafaza edilebilir olmaktadır.
   Zihinsel ve kalbi bilgi de bahse konu olan durumdan farklı değildir. Vakıaya uygun olan bilgi dışında vakıaya uygun olmayan bir malumat işittiğimizde bunu kabul edebilmemiz mümkün olmayacaktır. Bugün hava güneşli ise ve birileri bize havanın yağmurlu olduğunu iddia ediyorsa biz bunu kabul etmeyiz. Şöyle bir camdan dışarıya bakar havanın güzel bir yaz gününe ait bir hava olduğunu teyit eder ve bize havanın yağmurlu olduğunu iddia eden kişiye yanlış bilgi verdiğini kararlılıkla savunuruz. Aynı durum kalbin bilgisi için de geçerlidir. Kalbimizde beliren duyguların, inançların aksi yönde olduğu hissiyatı veya iddiası da böyledir. En önemli kalbi bilgi olan iman, bu hususta en nadir özel konuma sahiptir. Bugün bizlere imanımızın emrettiğinin aksine bir yaşamı doğru gösterme çabasında olanlara da tıpkı güneşli bir günü bir kış günüymüş gibi tasvir edenlere karşı itiraz ettiğimiz gibi itiraz edebiliyor muyuz? 
   Allah’ın biricik ve tek ilah, yegane rab, din gününün sahibi, yaşatan, öldüren ve yeniden diriltecek olan, en güzel isimlerin sahibi, sonsuz, bitmek tükenmez hazinelerin sahibi... olduğuna dönük olarak bizde oluşan kesin inançtır iman. Duygu ve düşüncemizi, aldığımız kararları etkileyen temel yapı taşıdır. Neyi sevip neyi sevmememiz, neye ne kadar ve nasıl duygu ve anlam yüklememiz ve neyi niçin ve nasıl yapmamız gerektiği konusunda bizlere yol gösteren rehberdir iman. Özet olarak yaşamın yönlendirici gücü, hareket kaynağı imandır. İnsanın en şerefli varlık olmasına ve öyle kalmasına imkan veren şeydir iman. Onu bedenin ve nefsin aşağı istek ve arzularının kölesi olmaktan çıkarıp en güzel varlığın yani Allah’ın kulu yaparak hür kılan etkendir iman. Her türlü zulme ve kötülüğe, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı koymayı, daha adil bir dünya için çaba ve gayret etmeyi bizlere bir ana hedef olarak gösteren ilahi bir buyruktur iman. Ve daha nice nice şeylerdir iman.
Bize ne oluyor da bunca şeyi unutuyor, dünya hayatının cazibesine kapılıp gidiyoruz? Böylesine şerefli bir hayatı bırakıp aşağı ve bayağı zevklerin nesnesi haline gelebiliyoruz? Cevap, yazımın en başında iktibas ettiğim ayette açıktır. İman sözünü tezekkür etmeye/üzerinde çokça düşünüp gerekli dersleri almaya olan ihtiyacı unutuyoruz. Hayatın dağdağası içerisinde, hayat veren ilkeyi ihlal ediyoruz. İlahi sözü hatırlamanın uyarıcı ve uyandırıcı etkisinden uzak kalıyoruz. On yılları planlıyoruz da ebedi yaşama dair planlar yapmıyoruz. En önemli hazinemiz olan zamanı israf ederek faydasız işlere sarf ediyoruz. Geçici olanların peşinde tüketiyoruz ömrümüzü de ebedi olana yatırım yapmıyoruz. Ve çok acı ve açıktır ki bütün bunların yegane sebebi iman sözümüzü unutmuş olmamızdır. 
   Peki bu halden nasıl kurtulacağız? Soruyu doğru sorup sorunu da doğru tespit ettiğimize göre -inşallah- tedavimiz ilahi sözde bizlere sunulmuştur: 
“Ey iman edenler! İman edin!” Nisâ, 136 
   Küresel ölçekte yaşanan hayat pahalılığı, gelecek kaygısı, sosyal ve ekonomik belirsizlikler gibi birtakım toplumsal sorunların etrafımızı sardığı günümüzde, kafamızı kaldırıp bir kez olsun ötelere bakabilirsek aslında bütün bu yaşanılanların anlamını idrak edebilecek ve yapmamız gerekenin ne olduğunu görebileceğiz.
   Ötelere bakmak kendi penceremizin dar görüş alanının dışına çıkmayı gerektirir. Konfor alanını terk etmeyi, alışılmış kalıpların, düşünce ve ispat edilmemiş inançların dışına çıkmayı...
   Bizden öncekiler böyle inanıyordu, böyle yapıyordu diyerek bir yaşam sürmek insana yaraşır bir şey değildir. İnsanı insan olarak yaratanın yani Allah’ın emri gereğince “okumak”, “anlamak” ve “yaşamak” insana yakışandır. Allah’ın insan için değerli kıldığı yaşam ancak O’nun katından indirdiği vahye uygun yaşamak ile mümkün olur. İman sözünü hatırlamak ve gereklerini yerine getirmekle...
“Asra (içinde yaşanılan yüzyıla) yemin olsun ki insan gerçekten büyük bir (maddi-manevi) kayıp içindedir. Ancak iman edip Allah’ın emir ve yasaklarına göre iş yapanlar, birbirlerine hak olanı ve sabrı tavsiye edenler bu büyük kayıptan korunmuş olanlardır.” Asr suresi. 
   İlahi buyruğun, hak sözün doğruluğuna iman edenler için bunalım, belirsizlik ve çaresizlik katiyetle sürekli değildir. Allah’ın ipine sımsıkı sarılanlar bu zorlu yokuşları selametle aşacaklardır. Bunun en güzel örnekleri gerek yüce kitabımızda gerekse de kendi hayatlarımızın birçok kesitinde bulunmaktadır. Bize düşense iman sözümüze sahip çıkmak, Allah’ın bizler için uygun gördüğü yaşam modeline, Kur’an ve Sünnet yoluna dönmektir.

Selam ve dua ile...

Maddi Zamandan Metafizik Zamana Geçiş

Şeyler hakkında sorduğumuz sorular ya o şeyin mahiyeti ya da anlamı hakkındadır. Mahiyete dair sorular, bir şeyin ne olduğuyla ilgili olan o...