21 Ocak 2022 Cuma

Zamana Ruhunu Verebilecek Miyiz?

   “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” Âl-i İmran, 139

   Tarih tekerrür ediyor (mu?). İnsanlık yeni bir yüzyılın (21. yy.) ilk çeyreğinin ortalarındayken baş döndürücü bir hızla gelişen epistemolojik, teknolojik, ekonomik, siyasal ve sosyal hadiseler dönüştürücü etkileriyle insanlığa yeni bir suret, bu suretin altında esas önemli olan şeyi, bir özü teklif ediyor. Olgusal gerçekliği betimlemenin bir “şey” olduğu açık; ancak “her şey” olmadığı da bir gerçek. Üst bir ilkeye taalluk etmeyen indî (şahsi) yorumların keyfilikten öteye geçemeyeceğini söylemek ukalalık addedilmese gerek. Tarihin bir tekerrürden ibaret olduğunu söylemek eğer geriye dönük bir okuma neticesinde ve bu okumanın da eleştirel bir şekilde yapıldığı varsayımından hareketle kabul edilirse, haklı birtakım yönlerinin var olduğunu söyleyebilirim. Ancak “tarih tekerrürden ibarettir” ifadesini bir acz itirafı, mental yorgunluğun dışavurumu olarak kullanmak, ne olgusal gerçekliği betimlemekle ne de üst bir ilke ile ilişkilendirmekle ilgilidir. Bahse konu olan birçok olgusal gerçeklik alanlarıyla ilgili örnekleri tek tek serdetmek amacımın dışındadır. Okurlarım bilir ki, yapmak arzusunda olduğum şey “birtakım tikel örnekleri vermek suretiyle tümel gerçekliğe işaret etme” gayretidir. Bu gayretimin, gayeye ne oranda hizmet ettiğini belki de hiçbir vakit bilemeyebilirim. Ancak aldığım olumlu geri dönüşler en azından kalemimi (klavyemi) elime alma cesaretimin kaynağını teşkil ediyor.
   Kimileri, dünyamızda felaket çanlarının çaldığı iddiasıyla, gerek biyolojik birtakım virüs veya ilaçlarla yahut hazır gıda ürünlerinin içerdiği kimyasal maddelerle ve yahut konvansiyonel-sosyal medya aracılığıyla insanlığın sonunun getirileceğini iddia ederken; kimileri ise insanı çok daha uzun yaşatacak, hastalık ve çevrenin kötü zararlarından tamamen koruyarak daha iyi bir yaşam ile buluşturacak yeni bir dünyaya doğru hızla gidildiğini hararetle anlatma yarışında. Peki yok mu bunun ortası, diye sormadan edemiyorum. Bir tarafta eskatolojik denilebilecek ifadelerle insan psikolojisini bir tür öğrenilmiş çaresizlik duygusuna gark eden yeis hali; diğer tarafta ise transhümanizm ideolojisi bağlamında 'insan için insana rağmen' sloganıyla ortalığı inleten ve teknik ilerlemenin sağlamış olduğu dudak uçuklatan teknolojilerin hayatımıza katacağı afaki kolaylıkları gerekçe göstererek her şeyi toz pembe kabul etmemizi hislerimize icbar eden post-modern paradigma... Küçük bir dal parçasını gözümüzün ucuna tutarak bakış açımızı çok dar bir mesafeye hapsedenler her kim iseler, bizim makul sonuçlara varmamıza -bilerek ya da bilmeyerek- engel olanlar işte onlardır. 
   Teknik ilerlemenin arka planında var olan ontolojik ve epistemolojik kabuller, haliyle olgusal alemin her alanını tahakkümü altına almak istemektedir ve bu şaşırtıcı bir durum da değildir. Tekniğin ardında yatan akıl kime ait ise o aklın var kabul ettiği inanç ve tutumlar üretmiş olduğu teknolojiye bittabi transfer edilecektir. Teknik ilerlemenin bir dünya görüşünü tahakküm etmede araç olarak kullanılması halinin uzun vadede tekniğin tek gaye olması durumuna evrildiğine şahitlik edeceğimizi söyleyenlerin aslında akan suyu başka bir yöne akıtmak gibi bir gayeleri var mıdır, bu sorulması gereken önemli bir sorudur. 
   Hastalığı teşhis etmek tek başına tedavi için yeterli değildir. Evet, bu bir şeydir; ancak her şey değildir. Eğer yalnızca teşhis yapmak hususunda uzmansanız, öyleyse bırakın tespit ve tedaviyi de ehli icra etsin. Ama yok, eğer siz yapmış olduğunuz teşhisin tespit ve tedaviyi de tazammun ettiği/içerdiği vehminde iseniz; o zaman süreğen bir şekilde aynı teşhisleri gündeme getirmekten başka yapacağınız bir şey yok demektir.
   Kur’an-ı Kerim’in en dikkat çekici üslup özelliklerinden birisi de olgulara tek yönlü örnekler getirmekten ziyade, zıtlarını da vermek suretiyle bir tür kıyas yapmaya teşvik etmesi ve imkan vermesidir. Kimi ayetlerde cehennem ehliyle ilgili bir tasvir yapıldıktan hemen sonra cennet ehlinin kendilerine “lütfedilmiş” olan nimetlerle nasıl da saadet içinde olduklarını betimlemesini buna örnek olarak verebiliriz. Allah’a karşı gelmenin bir cezası olarak azapla ilgili ayetlerin ardından tevbeye çağıran ve tevbe edenlerin bağışlanacağını bildiren ayetlerin varlığı da bu meyanda başka bir örnektir. Hayatın karşısında ölümün, azabın karşısında mükafatın, zulmün karşısında adaletin, hidayetin karşısında dalaletin, varlığın karşısında yokluğun, savaşın karşısında barışın... Her şeyin zıttıyla kaim olduğu bir varlık alemi tasavvuru karşısında, Zamanın belirli bir diliminde hakim olan olgusal gerçekliklere bakıp geleceği buna göre tasavvur etmeye çalışmamız ne kadar makuldür? Bir kimsenin geçici bir zaman için hastalandığını düşünelim. Örneğin grip olmuş olsun. Bu kişi gününün büyük bir bölümünü kuvvetle muhtemel dinlenmekle geçirecektir. Ağır işlerden ve yüksek efor gerektiren zihni ameliyelerden kaçınacaktır yahut istese de yapamayacaktır. Peki bu kişi iyileştikten sonra aynı alışkanlıkları sürdürmeye devam mı edecektir? Eğer “evet” dersek büyük bir hata etmiş oluruz. Çünkü bir insanın zinde haliyle yapıp edeceği birçok şeyi yorgunken veya hastayken yapması mümkün değildir. Dolayısıyla zinde ve sağlıklı olma halinin zıddı olan ve geçici bir hal olan yorgunluk veya hastalık halini genel hal olarak kabul edip ona göre bir gelecek tasavvuru yapmak hatalıdır. Bununla birlikte hiç yorulmayacak ve hiç hasta olmayacakmış gibi sorunlu bir anlayışla tedbirsiz yaşamak, ölçüsüz hareket etmek de aynı derecede hatalı bir tutum olacaktır. Nihayetinde insan her sonradan yaratılmış varlık gibi eksiktir, sonludur, acizdir. 
   Yeni bir dünya tasavvurunun teklife açık olduğu asrımızda, batıl ehlinin teknik ilerlemesini insanlığın faydasına gibi görünen birçok alanda devam ettirmesinden yola çıkarak kıyamet senaryoları çizmek insanları ümitsizliğe sevk etmektedir. Aksine hiçbir şey olmamış gibi olan biteni mahza iyi olarak sunmak da gerçeğe aykırı olduğu gibi gelecek olan şeye karşı savunmasız kalmaya neden olmaktadır. Elbette gerek biyolojik enstrümanlarla gerekse de teknolojik araçlarla kimi şeytani odakların insanlığın pek de faydasına olmayacak işlerle meşgul olduklarını tahmin etmek zor değil. Tahminden öte, bu odakların kendilerine ait ifadeleri de söz konusudur. Dünya nüfusunun düşürülmesi gerektiği, ekolojik dengenin bozulmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle tarım ve hayvancılıkta köklü değişikliklere gidilmesi yönünde raporlar yayınlayan kimi kuruluşların icraatları da bunlara örnek verilebilir. Özellikle nüfus kontrolünü sağlamak adına ailenin dejenere edilmesi, “toplumsal cinsiyet eşitliği” ve “cinsel tercih özgürlüğü” gibi akla ve vicdana aykırı kimi söylemler de bu amaçları açıkça ortaya koymaktadır.
   Peki ne yapmalı? Amerika’yı yeniden keşfetmeli mi? Eğer ulaşılan sonuçtan emin değilsek, yolu göze alıp sefere çıkmalıyız. Kendi medeniyet kodlarımızı iyi okumak suretiyle çağa yeniden makul ve vicdani olan hakikat özünü teklif etmeliyiz. İnsan olmak, diğer bütün var edilmiş olanların beklentilerine cevap verme çabasını gerekli kılar. Bu çok önemlidir. Dünyanın adalet ve huzur içerisinde varlığını sürdürmesi buna bağlıdır. Dünyada insan dışında bunu sağlayacak ikinci bir varlık yoktur. Çamura can verildiği andan itibaren biz bu vazifeden kaçma hakkını elimizden kaçırdık. Üzgünüm. 
   Öyleyse insan olarak güç ve zayıflıklarımızı bilmek suretiyle yeniden bir ayağa kalkma mücadelesine girişmekten başka çaremiz yok. Sürekli bir yerleri işaret ederek onların kendi inançları bakımından tutarlı bir şekilde gerçekleştirdikleri şeytani fiillerine ağız dolusu hakaret ve beddua etmekle geçirmekle kaybedilecek vaktimiz yoktur. Bizim işimiz, ne yapmamız gerektiğini ve nasıl yapacağımızı keşfetmektir. Bunun yolu ise varlığın özüne hakikat nurunu yerleştirmiş olan Vacib Teala’nın “Oku!” emrine uymaktan geçmektedir. Kendini oku. Kainatı oku. Mücadeleden korkma ve yılma. Batıl ehlinin işlerini sürekli olarak gözüne tutarak adil bir dünyanın mümkün olduğu gerçeğini ıskalama. Kendin için, sevdiklerin için, kardeşlerin için iyi bir dünya tesis etme yolunda bir adım da sen at. Bir şeyler yap. Önce kendinden başla. Önce kendi zatını inşa etmek yolunda, döşe taşları bir bir yola. Göreceksin, her şey yeniden anlam bulacak. Yeniden ruh üflenecek çamura. Ve yeniden Adem olmak lütfuna eriştirecek bizi Mevla Teala...

Selam ve dua ile...

Maddi Zamandan Metafizik Zamana Geçiş

Şeyler hakkında sorduğumuz sorular ya o şeyin mahiyeti ya da anlamı hakkındadır. Mahiyete dair sorular, bir şeyin ne olduğuyla ilgili olan o...