8 Temmuz 2021 Perşembe

Sahici Sahtelik yahut Esaslı İşlerle İşimiz Olmaz

   Düşünüyordu yine, sırtüstü uzanmıştı. Aklını kurcalayan, insana dokunan, insanla, insanın yazgısıyla bitişik olan bazı şeyler vardı, uyuyamıyordu. Son zamanlarda iyiden iyiye farkına varıyordu yaşananların. Niçin’ini anlamaya bu kez çok yaklaşmıştı yahut öyle sanıyordu. Herhalde artık esaslı duygulara sığdırmaya çalıştığı onca esaslı olmayan şeylerin, asıl yerlerine iade edilmelerinin gerekliliğini kavrıyordu. İnsanı, onu var eden özelliklerini ya da sonradan bir başkası olmasına sebep olan  nedenleri düşünüyordu. İnsanların özünde kendilerine karşı hep iyi olanı, ahlaklı olanı, temiz olanı beklediklerini; ancak başkalarına karşı böyle bir tutum içerisinde olmadıklarını gördükçe kafasına takılıp duran o can sıkıcı sorular bir bir cevabını bulmaya başlıyordu ya da bir ümit doğumuydu bu. 

   Soruyordu kendi kendine. Esaslı olmayan amaçlara nasıl oluyordu da esaslı olan şeyler vasıta kılınıyordu? Örneğin sevmek işi soylu bir gönül eylemiydi. İnsanlar birçok menfaati elde edebilmek için sevgi cümleleri kurmak, sevgi gösterileri yapmak suretiyle sahici olmayan işlerine sahilikleri alet edebiliyorlardı. Hiç öyle hissetmese de sırf maksadı hasıl edebilmek pahasına sahte bir "seni seviyorum" denilebiliyordu. Sahte bir "seni seviyorum". Sevmek özü itibariyle sahte bir eylem değil, olamazdı da. Ancak yalan, gerçeğini sahtesinden ayırt edilemeyecek ustalıkta iş tutanlar için bize sahtelikleri gerçek-miş gibi gösterebiliyordu. Yalan, gerçek olan eylemin sonucunu değil, yalancının kişisel menfaatini elde edebilmek adına, gerçek olanı kullanarak gerçek olmayanın örtbas edilmesine vasıta kılınan şeydi. İnsan yalan söylerken dahi gerçek olana muhtaçtı. Gerçek olan şey kullanılmadan yalan söylenemezdi. Bu da bize hayatın, özünde tam anlamıyla gerçeklerle yaşanabileceğini, yalanın insan yaşamında inşa edici bir değerinin olmadığını göstermesi bakımından önemliydi. Yalancıların dahi gerçeklere muhtaç olduğu bir durumda asıl olanın gerçek olduğuna dair başka delil gerekmezdi. 

   Yine tefekküre dalmıştı. İnsan yaşamına değen her ne varsa enine boyuna irdelemek istiyordu. Anlamak, neliğini, nasıllığını kavramak arzusundaydı. İnsanı insan olmadan önce, insan oluş evresinde, insan olunca ve insan kalma serüveninde bilmek, tanımak, anlamak işine soyunmuştu. Doğrusu netameli bir işti bu, farkındaydı. Ancak kendi varlığını tanımak, diğer tüm varlıkların içerisindeki yerini anlamak, en özelden en genele doğru bir açılımla kainat ile ilişkisini kurabilmek ve bir özne olarak yaşamı değerli kılmak adına, soylu bir çileye doğru çıkmak üzereydi yolu, bunun için huzurluydu.
İnsanın, yaşamı boyunca zorunlu yahut isteğe bağlı olarak kurduğu sayısız bağ ve ilişkiler ağını düşünüyordu. Maksadı insanları mahkum etmek suretiyle kendi nefsini temize çıkarmak değildi elbet. Sadece kendi yerini tespit etmek, her anı değişmekle illetli şu fani yaşamı, mahdut vakitler içerisinde sayısız hatıralar biriktirdiği ademoğullarını biraz olsun anlamaktı isteği. Eğer böyle yapmasa bir sahtelikler dünyasında gerçeği aramak suçunu nasıl taşıyacaktı üzerinde? Nasıl “nasılsınız” diyecekti insanlara, hal hatır soracaktı “sahteden”. Bir insan bütün ömründe olmayan şeyleri varmış gibi “düşleyerek” nasıl yaşayabilecekti? 

   Eş, dost, ahbap... Hakikatleri bilinmeksizin, sevmek işi olmaksızın hangi anlama matuf olarak var olduğu bilinmeden, aslında her biri ayrı ayrı sahtelikler barındıran birer aldatmacadır yaşadıklarımız. Hakkı verilmeksizin, gereği ifa edilmeksizin yaşanması muhal olan duygulardır her birinin icap ettirdiği. Ya girmemeli altına böylesine gerçek olan yüklerin ya da gerçek olanı kılıf yaparak sahtelikleri gizlememeli. Allah’ın gerçek olarak yarattığına sahte olanı iliştirmek ihanetini etmemeli. Özü esaslı bir sahicilik barındıran insan ruhuna sahtelik pasını değdirmemeli. Varsın yalnız başına, soğuk kış günlerinde soylu bir ölümle veda etsin yaşama sevgiler. Isınmaktansa sahte sıcaklıklarda, yeğdir soylu üşümeler. Varsın sahte duygularla coşmasın gönüller, sahici bir sükunetle birlikte Allah’tan bir ihsan olan asil yalnızlık yeğdir. 
Sonra bir an duraksadı. Başını sağa sola şöyle bir asilce salladı. Kaşlarını çattı ve hayır, istediğim bu değil, dedi. İsterim ki ademoğlu sevsin birbirini. Girmesin aralarına kin ve düşmanlık. İsterim ki tutulsun Allah’ın kopmak bilmez ipi, kenetlensin sahici bağlarla müminlerin gönülleri. Ödensin kardeş olmanın asil bedeli, yaşamaktansa aldatıcı birliktelikleri. Üstelik daha ağırdır onun bedeli. Ayrılık, acı, kan, göz yaşı ve hüzün seli. Doğsun güneş aziz beldelere, düşsün sevginin cemresi çorak gönüllere. Hakikat yurduna giderken hızla hem de, bilinsin ki fayda yok sahtelikten, tek çıkar yol sarılmaktır hakikate, diye de mırıldanarak sözlerine bir süreliğine ara verdi. Biraz olsun huzur bulmuştu bu defa. Ancak henüz sefer bitmemişti, biliyordu. O yüzden erken sevinmek yok diyordu. Büyük Sevinç gününü görmeden, yol bitmez diyordu. Ve aziz dostlara selam ediyordu... Sahici dostlara, layıkıyla sevenlere selam ediyordu.

   Selam ve dua ile aziz dost...


Maddi Zamandan Metafizik Zamana Geçiş

Şeyler hakkında sorduğumuz sorular ya o şeyin mahiyeti ya da anlamı hakkındadır. Mahiyete dair sorular, bir şeyin ne olduğuyla ilgili olan o...