14 Şubat 2021 Pazar

Jurnaller

İçinde ateşli sövgüler, hadsiz övgüler ve insanca olmayan öfkeler barındıran cümleler kurmak gerekir dinlenebilmek için. Yahut anlaşılmaz kelimeler, dolambaçlı cümleler kurmak. Ya hakikati duygularla, nefis putuna tapınarak örselemelisiniz yahut aklı hakir görerek, ahlaksızlığı arkanıza alıp erdemsizliği erdem göstermelisiniz. Ya da meşhur isimlere sığınmalı, hakikati onların tekeline vermelisiniz. Hakikat peşinde koşan sahtekârlık. İşte tüm meselemiz/müşkilimiz budur.

Malcolm Neredesin?


14.2.21 - 23.26

Jurnaller

Büyük fikirler içerisinde sancılanan ruhum önce kendi etten sınırına takıldı ve sonra başka etten duvarlara karşı çaresizdir. 
Binbir suratlı çehreler içinde hangisi birdir ve hangisi binlerden biridir, ayırdına varmak netameli bir iş doğrusu. Aklım almıyorsa neresi bütün bunların yeri?
Evet evet, ölü yaşayanlar kabristanı.

Malcolm Neredesin?

14.2.21 - 23.17

13 Şubat 2021 Cumartesi

Ardımızdan Koşup Duran Atlı: Zaman ve Ölüm

Her sonradan var olan bir başlangıcı olandır. Bu demek oluyor ki sonludur her sonradan var olan, ölümlüdür. Var olmak denilince kast edilenin ne olduğu ve söylenenden neyin anlaşıldığı, sonlu olmakla nitelenebilen varlığın tarifine götürür bizi. Varlık dediğimiz şey, tek bir yönü olmayan, birçok veçhesiyle tarif edilebilen kompleks bir kavramdır. Şimdi, şu anda bu satırları önümde hazır duran kağıda nakşederken, netameli bir iş üzerinden, ince bir yol alış ile yürüdüğümün idrakine biraz daha varıyorum. Her düşünülen şey, var olur mu? Yahut her ‘düş’lenen… Ya zihin? O gerçek midir? Gerçek nedir? ...
Düşünce tarihi içerisinde kendisine oldukça geniş bir tartışma zemini bulmuş olan kadim bir düşünsel problemi çözmek vazifesi, herhalde benim gibi çaylak bir fakire düşmüş olmasa gerek. Ve fakat bizim için, düşünen canlılar olarak, varlığa varlık veren ancak kendisi bir başkası tarafından var edilmekten münezzeh olan Vacibu’l Vücud’a doğru bir anlam yolculuğuna çıkma zahmetine katlanmak, evet kıymeti haiz bir ameliye olarak görülmelidir.
Niceleri maddeyi niceleri ise manayı var olmak bakımından tek gerçek olarak kabul ettiler. Müslümancası bu işin nedir der isek -her ne kadar beylik bir cümle oldu ise de- maddenin ve mananın, her ikisinin de varlığını kabul etmektir derim. Biz meseleyi insan özelinde değerlendirecek olursak, onun varlığının hem maddi hem de manevi olarak iki yöne sahip olduğunu göreceğiz. Öyle ki, onun maddi yönü mana denizine açılan bir tür tekne vazifesi görmektedir diyeceğiz. Malumdur ki her menzile giden bir yol, bir de vasıta vardır. İnsanı mana denizlerine götürecek olan vasıta ise işte bu madde dediğimiz varlıktır. Yalnızca maddi olana itibar etmek nasıl ki manaya zulüm ise maddeyi inkar ederek manaya ulaşırım demek de maddi olana o kadar zulüm olur. Nitekim manayı bilebilmek, nefis hasmı ile başı belalı olan insan teki için ancak maddeye bakıp akıl etmek ile mümkün olmaktadır. Enfüste ve afakta var edilmiş varlıklara akıl varlığı ile nazar etmek de, bizim madde ve mana dengesi üzerinden, akıl ve gönül dünyalarında oluşmasına vesile olmasını istediğimiz vakıaya işaret etmektedir. 
İçinde yaşıyor olduğumuz bizim şu asrımızın insanı, varlığın mana boyutlarını heva ve heves karanlığı ile kör olduğundan olacak, idrak edememek; bilinçli yahut bilinçsiz olarak ıskalamak bakımından pek mahirdir. Oysa maddenin ilerlemesi ne kadar artıyor ise manaya giden yolun o kadar kolaylaşması gerekir. Öyle ya, bir iş, ürün ne kadar mükemmele doğru giderse o işi ve ürünü mümkün kılana varış, onu bulmak o kadar kolay olur. Fakat tam tersine, asrımızın bu kör insanı maddenin cüssesini mananın önüne dikmektedir. Ve bunu ardından koşup duran, heybetiyle ölüme selam durduran bir atlıdan gaflet içinde olarak sürdürmektedir. O atlı ki zamandır. Zaman ki, her var olanın bir başlangıca ve dahi sonu olduğuna en büyük delil olsun diye var edilmiştir. Şimdi sen, maddeden manaya giden bu yolda yine zaman denilen şu maddeye muhtaç değil misin? Hızlı bir geçiş yapacağım azizim, sıkı dur!
Ya o atlının yerinde ol,
Yahut ardında kalan nadanlardan ol.
İşte ben şu sözü geçen zaman mefhumuna vakıf olaydım, kelamı burada tamam eder idim.
Edemedim.
Bu sefer de böyle olsun, olsun mu Azizim?
Önümüzdeki mektupta sana İbrahim’den (a.s) söz açacağım. Maddenin büyüklüğüyle açılan akıl yolundan manaya yol açan İbrahim’ den. 
Selam, varlığa dilediği gibi biçim ve suret veren el-Musavvir olan Allah’ ın aklı selim kullarına ve tüm insanlığa olsun…


Ölünüyor,
Bir zaman demeti içinde fânilik, ölüyor.
Tüm dostlar ve yüklendikleri hatıralarla bedenleri, ölüyor.
Duyulan özlem boşa değil demek...
Ardında bir yaşam saklı ölümün, demek ki yaşayacağız.






Maddi Zamandan Metafizik Zamana Geçiş

Şeyler hakkında sorduğumuz sorular ya o şeyin mahiyeti ya da anlamı hakkındadır. Mahiyete dair sorular, bir şeyin ne olduğuyla ilgili olan o...