İnsan ana rahmine düştükten ölünceye kadar olan süreçte birtakım fiziki ve psikolojik değişimler yaşamaktadır. Bu süreçlerin en önemlilerinden birisi olan gençlik dönemi ise hem ilk çocukluk yıllarından gençlik sürecine kadar edinilen sosyo-kültürel kazanımların kimlik haline dönüşmesi hem de orta yaş ve akabinde gelen olgunluk çağının verimli olabilmesi noktasında birbirine bağımlı ve her üç dönemin de ayrıca ele alınmasını gerektiren ciddi bir olgudur.
Gençlik meselesi bir ailenin ve toplumun en önemli meselelerinden biri olarak baş sıralarda yer almaktadır. Genç, hem ailesi için bir güven kaynağı olmakta hem de bunun doğru bir karşılığı alındığında bizi biz yapan değerlerin ileriye taşıyıcısı yani bayraktarı konumuna yükselmektedir. Neslin emniyeti, ulvi değerlerin muhafazası ancak gençliğin bu emanetleri yüklenecek olgunluğa getirilmesi yani eğitilmesiyle mümkün olur. Peki bugün modernitenin getirileri olan modernleşme, sekülerleşme, ve küreselleşme olgularının karşısında tarumar edilen genç dimağlar, yukarıda bahse konu olan bütün müspet işleri nasıl başaracaklardır? Her an yanı başında olan ve kontrollü kullanılmadığında bir imha ve ifsat aracı haline dönüşen teknoloji ürünlerinin ve sinsi bir düşman gibi gençler üzerinde yıkıcı etkilere, ahlaki bozulmalara, kişilik bozukluklarına neden olan sosyal medya bileşenlerinin gençleri bütün bu olumsuzluklara rağmen üst satırlarda değindiğimiz yüce gayelere sevk etmek nasıl mümkün olacaktır? Gençliğimizin ve tüm dünya gençlerinin zihin ve anlam dünyaları şer odaklarının saldırıları altındadır. Zihinler şeytanın taraftarları tarafından istilaya maruz bırakılmakta, özgürlük adı altında fıtrata aykırı olan görüş ve eylemler devreye empoze edilmektedir. Modernizmin bir diğer getirisi olan inançların buharlaştırılması ve değerlerin itibarsızlaştırılmasına hizmet eden ve ulvi değerlerin ilk öğrenildiği kurum olan Aile kurumu, Avrupa Uyum Yasaları çerçevesinde 2011 yılında imzalanmış olan bir ifsat ve imha projesi olarak karşımıza çıkan İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projeleriyle aileler dejenere edilmekte, genç kuşakların cinsiyet algılarıyla oynanmakta, İslami ve müspet gelenekle imar edilen aile kurumunun altı oyulmak suretiyle imha edilmesi amaçlanmaktadır. Peki tüm bu yıkıcı faaliyetler karşısında direnç unsurlarımız neler olacaktır? Bu ifsat hareketine karşı hangi yol ve yöntemleri izleyeceğiz, hangi pratikleri icra edeceğiz. Ne gibi tedbirler düşünmekteyiz?
Hız ve hazzın baş döndürücü bir hal aldığı sapkın fahşa ortamında gençlerimizi hangi araçlarla hidayet yoluna davet edeceğiz ve onları kötülükleri işlemekten nasıl vazgeçirecek, yüce gayelerin hayata geçirilmesi mücadelesine nasıl davet edeceğiz? Cevaplandırılması gereken sorular bunlarla sınırlı olmadığından problemin bazı önemli yönlerine işaret edilerek olası çözüm yollarına parmak basıp bu kısa değerlendirmeyi neticelendireceğiz.
Gençliğin Bazı Problemleri ve Çözüm Önerileri
Gençliğimizin ilk ve en önemli problemlerinden biri medeniyet perspektifinden yoksun, dini ve kültürel değerlerine yabancı, aktif bilinç sahibi olmayan, çocuk sahibi olmanın sorumluluğunu ancak maddi kaygılar sathında duyan fakat bu sorumluluğun ilahi boyutlarını ıskalayan ebeveynlere sahip olmalarıdır. Onları ana rahmine düştükleri günden itibaren temel insani ve imani değerlerle eğitecek bir ev kurumunun olmayışı en temel sorun olarak görülebilir. İstisnaları olmakla birlikte bu husus diğer bütün olumsuzlukların itici kuvveti mesabesinde görülmelidir. Bu sorunun çözümü olacak ana unsur ise gelecek nesilleri aktif bilince sahip, imanlı ve ilahi sorumluluk kavramlarını özümsemiş, çocuğu Allah’ tan bir emanet olarak gören ebeveynleri yetiştirmekle mümkün olacaktır. Yaratılış gayesini daha ilk andan gönlüne ve zihnine fısıldamak, bu hasletleri çocuğun bilişsel gelişim süreçlerine uygun olarak öğretmek anılan sorunun çözümü noktasında kilit rollerden birini oynamaktadır.
Aile kurumunun bir sonucu olan akraba ve sosyal çevre ilişkileri bugün elektronik aygıtların kötü kullanımı, sosyal mecraların saldırı ve işgaline uğramakta ve bu insani ilişkileri iptidai bir seviyeye indirmektedir. Çocuklar anne-baba kontrolünden uzak yetişmekte, ebeveynlerin çocuklarının yetişme sürecinden haberi olmamakta ve bu durumun en önemli sebeplerinden olan sanal alemdeki amaçsız uğraşları çocuklarını ihmal ve gelecekte imha etme tehlikesine yol açmaktadır. Bu durumun çözümü ancak aile olmanın önemi ve olumlu neticelerini hem dil yolu hem de hal yolu ile ortaya koymakla ve gelecek tehlikeleri etkileyici bir yolla insanlara her anlamda izhar etmekle mümkün olacaktır.
Akranların kişiler üzerindeki etkileri yadsınamaz. Akranlar kişiler üzerinde belli bir takım psikolojik etkilere sahip olmaktadır. Bu duruma ise ancak salih arkadaşlar edinmekle ve zamanını iyi işlerle geçirmekle, bunun sonucu olarak bu iyi hasletleri bir meleke haline getirmek ve ilk çocukluk evresinden başlamak suretiyle bir kimlik ve şahsiyet inşası gerçekleştirmekle mümkün olabilir.
Alınan gıdaların kişilerin düşünce yapılarına ve fiziksel eylemlerine sirayet ettiği kimi bilimsel araştırmalarla ortaya konulmaktadır. Bugün birçok üründe zararı ispatlanmış ve insan sağlığını tehdit eden sayısı epey yekün tutan katkı maddeleri kullanılmaktadır. Bu gıdalar insan bedeni üzerinde belli etkilere yol açmakta ve olumsuz neticeleri doğurmaktadır. Bu duruma da ancak helalliğinde ve sağlığa zararı olmadığında kesinlik kazanmış gıdaları yeme alışkanlığı kazandırmakla çözüm bulunabilir.
İnsanın birtakım yaratılıştan gelen olumlu ve olumsuz kabiliyetleri vardır. Acelecilik, zalim olmak, nankörlük, hevasına düşkün olmak gibi birtakım olumsuz özellikler yanında; sabırlı olmak, adil olmak, vefakar olmak, nefsini zabt u rabt eylemek gibi olumlu özellikleri de vardır. İradesini ihtiyarına alan genç, tüm bu yukarıda sıralanan olumsuzlukların karşısında olumlu hasletleri şahsında birleştirebilirse ifsat edilmekten ve imha olmaktan kendini kurtarabilecektir.
Bugün gençliğimizi ifsat edenler maddi manevi hiçbir masraftan kaçınmamakta, gece gündüz sinsi planlar yapmak suretiyle ekini ve nesli ifsat etmek için her yola başvurmaktadırlar. Sosyal medya ve diğer bütün manipülasyon araçlarını etkin bir biçimde kullanarak fahşayı, kötülüğü, eşcinsellik sapkınlığını, nikahsız yaşamı, bireyciliği, ailenin özgürlük karşıtı olduğunu ve dolayısıyla bireysel yaşamı gençlerimize cazip göstermektedirler. Biz bu tür saldırılara karşı etkili propagandalar geliştirerek ve gençlerimizin enerjilerini eğlenceli ve müspet sosyal etkinliklerde kazanıma dönüştürerek aynı zamanda öğretici unsarları da bu etkinliklere ustaca eklemlemek suretiyle karşı koyabiliriz. Gençliğimizin zihin dünyasını müspet ilimlerle inşa ederken, sosyal ihtiyaçlarını da cevapsız bırakmayarak çeşitli etkinliklerle faydalı hale getirmeliyiz. Yoksa gece gündüz sinsi planlarıyla gençlerimize taarruz eden şer cephesine karşı yalnızca sözlü bir mücadele tarzıyla karşı koymak olanaksızdır. Ayrıca gençlerimizin psikolojik durumlarını göz önüne alarak, anlayışlı ve müşfik bir edayla güvenlerini kazanmalıyız. Onlara karşı bir liman görevi görerek kendilerini ifade etme ve sorunlarını beraber çözüme kavuşturma fırsatını onlara tanımalıyız.
Küfrün tarih sahnesine çıktığı ilk andan bu yana kendisine belirlemiş olduğu Allah’ın iradesini yok sayma ve bu iradenin insanlara uyarıcı ve müjdeleyici fonksiyonlarını ulaştıran, yeryüzünü Allah’ ın emirleri doğrultusunda imar etme ve toplumları bu düzene uygun olarak eğitme görevini icra eden peygamberleri lüzumsuz görme hedefi doğrultusundaki anlayışın bugün modern isimleri olan ateizm ve deizm gençlerimizi tehdit eden en büyük tehlikelerden birisidir. Bunun sonucu olan dünyevileşme ise dinin hayata müdahalesini ortadan kaldıran ahireti geriye atan bir anlayışı beraberinde getirmektedir. Gençlerimizin zihinleri bugün bu fikirlerle yönlendirilmekte ve bu fikriyata uygun yaşam şekillerini tercihe şartlandırılmaktadır. Bu sebepledir ki onların gözünde hayat yalnızca bu hayattır ve kuralsızca zevk ve sefalara dalarak hayvani arzu ve isteklerin tatmini için yaşanmalıdır. Maddi kaygılar almış başını gitmekte iyi bir gelecek için her yol mubah görülmektedir. Kolay sahip olma arzusu nedeniyle mücadele etmekten kaçınan genç, istediği refahı ve zevk trenlerini elde edemeyince ruhi çöküntüye yakalanmakta ve boşluğa düşmektedir. Neticede bir milletin geleceğinin teminatı olan gençlik, bu haliyle yokluğa, umutsuzluğa, yozlaşmaya ve çöküşe işaret etmektedir. Öte yandan İstanbul Sözleşmesi’ nin bir başka ifsat ve imha projesi olan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği anlaşmasının İslami esaslarla ve temiz aklın kabul ettiği geleneklerimiz ile meydana gelen aile kurumunun dejeneresine ve zamanla ortadan kalkmasına yönelik adımlarıyla nesilleri helake sürükleme tehlikesiyle bizleri karşı karşıya bırakmaktadır. İslam’ ın kadına verdiği yüce ve eşsiz değeri, yüklediği annelik gibi en önemli sorumluluk misyonunu itibarsızlaştırmakta, genç kızlarımızın kadıma ve eş olma durumuna bakışını modern ideolojilerle dizayn etmekte ve kadını evinden ve ailesinden koparmak suretiyle bir meta unsuru haline getirmektedir. Allah’ ın insanlara yüklediği fıtri özellikleri ilkel kabul etmekte ve bu iddiasına da hiçbir bilimsel delil sunamamaktadır. Bilimsel veriler bu mesnetsiz iddiaların tam aksini iddia ederken böyle bir çabanın ancak tek bir izahı olabilir: o da Allah tealanın iradesine ve yaratma kudretine karşı savaş ilan etmek.
Elbette zalimler bu savaşı önünde sonunda kaybedecektir. Tarih şahittir ki Allah ile savaşan hiçbir güç galip gelememiştir. Fakat bize yüklenen halifelik misyonu gereği bu ifsat hareketine karşı en etkili mücadeleyi vermek durumundayız. Dolayısıyla gençliğin ihmali milletlerin imhası anlamına gelmektedir. Bu durumun çözümüyse bu inançsızlık akımlarına karşı Kur’an ile etkili bir mücadele vermek ve Allah Rasulü’ nün (s.a.s) bu konudaki eşsiz örnekliğini insanlığa açıklamak suretiyle gerçekleşebilir. Yine güçlü aile kurumunun varlığı ve devletin eğitim sisteminin bu yapıya uygun temellerle oluşturulması önemli bir çözüm yoludur. Nitekim çocuğun evde aldığı eğitim ile okulda verilen eğitimin birbiriyle çatışması hali bir kafa karışıklığına, değer çatışmasına ve kimlik bunalımına sahip nesilleri meydana getirmektedir. İslami esaslara dayanan bir mantık sistemi ve ahlaki yapı ile bu sorunun çözümü için ciddi bir başlangıç yapılmış olacaktır. Ev ile okul arasındaki eğitim çatışmasının uzlaşmaya dönüşmesi ancak Kur’an ve Sünnet esaslarına göre düzenlenen bir eğitim modeliyle mümkün olmaktadır.
Bu sorunlarla mücadele edecek kadroların İslami ve insani yeterliliğe sahip, çağının sosyo-kültürel dinamiklerine ve diline hakim, mevcut sorunlara karşı etkili mücadele yollarını bilen, bütün güç ve kuvvetiyle mücadelesini sürdüren kimseler olmaları gerekmektedir. Aksi takdirde gençliğin ifsatı hızla yayılacak ve imhası daha da kolay bir hale gelecektir. Her dert sahibi insanımızın bu mücadeleyi omuzlaması ve gereğini yapması üzerine bir vecibedir. Eğer bizler üzerimize düşen mücadeleyi yürütmezsek Allah bizleri giderecek ve yerimize bu mücadeleyi hakkıyla yerine getirecek inançlı ve ciddiyet sahibi, sorumluluklarını bilen, yeryüzünün halifeleri olma misyonuna sahip çıkan, iman ve ihlas sahibi, kınayıcının kınamasından korkmayan, davasına ömrünü adayan nesilleri getirecektir.
Selam, İblis' in ve avanesinin şer düzenini yıkmak, Alemlerin Rabbi olan Allah'ın razı olacağı, huzur, barış, güven, adalet ve temiz fıtrat üzere imar edilecek yeryüzü cennetini gerçekleştirmek gaye ve gayretinde olanların üzerine olsun .
Allah işinde galiptir. Ancak insanların çoğu bilmezler.
Ocak-Mayıs 2020 Numan Karabudak